11 Ağustos 2026

Rengâhenk Dergisi 67. Sayı Çıktı!

Yazınız Kutlu Olsun

Aslında bu yazıya çok farklı başlamıştım. Hatta üç beş farklı başlangıç da yaptım. Ama sonra hepsini rafa kaldırdım ve şöyle başlamaya karar verdim. Sevgili okur, sanıyorum yaşlanıyorum… Editör ortağımla ne yazacağımız üzerine konuşurken sezon yazısı yazmaya karar verdik. Sezondan kastımız yeni bir mevsime geçişimiz. Önce yaz mevsiminin karakteristik özelliklerinden yazmaya başlamıştım. Çok mevsim güzellemesi yapamadığımı fark ettim. Derken bu sürede birkaç gün geçti tekrar tekrar denedim yazmayı, yine bir yerlerde tıkandım. Neden böyle olduğunu düşününce zihnimdeki yaz algısını tarttım. Ve düşününce aydınlandım, dedim ki evet ya bu yüzden yazamıyorum. Sevgili okur, geçirdiğim 24 yazdan farklı bir yaza girdim çünkü. Memleketten uzak ilk yaz… Pek tabii yaz mevsiminin nerede olursan ol belli özellikleri var. Farklı olan güneş veya deniz değil yani. Ama her yaz olan ama herkesin yazında olmayan bazı şeyler var. Karpuz mesela, temel ögelerinden biridir yazın. Ancak kalabalık bir evde kesilmeyecekse o yaz karpuz girmez o eve. Ya da her sene pazara girdiği ilk dönemde fiyatıyla manşet olan erik ve kiraz gibi meyveler kalabalığın coşkusuna ve hevesine muhtaçtır. Böyle düşününce memleketten uzakta geçen ilk yaz aslında büyümektir. İlk yazda tek başına ardından gelen yazlarda büyüyerek kalabalıklaşmaktır. Bu büyümek hem sancılı hem de heyecanlıdır. Karpuzsuz geçecek birkaç yazın ardı karpuz seçmeye, poşetle değil de üstü streç kaplı plastik kaplarla erik ve kiraz almaya çıkacak bir yoldur. Sonraki yazlarım memlekette mi olur yoksa yaşadığım yer bana memleket mi olur inanın bilmiyorum. Ama sonraki yazlarda burada olursam ve karpuz da yersem muhakkak haber edeceğim sevgili okur. Sizler de bugün karpuz yiyor musunuz bilmiyorum ama bir gün kendi kalabalığınızda kendi seçtiğiniz kan kırmızı karpuzları afiyetle yemenizi diliyorum. Yazınız kutlu olsun.


Yusuf Ekrem ÇELEBİ

Zihnimizde son gözden geçirilecekler listesi, tarihi yaklaşan görevler, masamızda sırasını bekleyen dizi dizi kitaplar; bir de davet edildiğimiz kutlamalar, hava güzelse sahilde bizi çağıran yürüyüşler, hele de mevsim baharsa nazarımızı hissetmeyi uman yeşilin bin bir tonu… Ömür diye tükettiğimiz bu kısacık zamanda soluklanalım ve size bir merhaba diyelim sevgili okur. Ne zaman bu sayfalarda yeniden buluşacak olsak; editör ortağımla kısa bir istişarede bulunur, kalemi elimize öyle alırız. Sonra yazabildiğimiz kadar yazar, bitirdiğimizdeyse taslaklarımıza şöyle bir bakarız. Okuruz, düşünürüz. Ben onun yazısını okurken hiç yabancılık çekmem. Benzerdir hislerimiz, beklentilerimiz. Belki benzer kültürlerden beslendiğimizdendir bu aşinalık; belki de hepimizin içeriği farklı, fakat formu değişmeyen bir döngüde koşturup durduğumuzdandır. İkinci ihtimalin tespitini henüz yirmili yaşlardayken yapmaya başlamak ise biraz tezat içerir kıymetli okur. Zira hayatın penceresinden taze bakışlarımızı tam ileriye uzatacakken, insanlığın aynı çemberde yitip gittiğinin farkına varmak erken sayılabilecek bir tecrübe olsa gerek. Fakat yine de bu durumun hüznüne değil, biraz da hüsnüne yönelmek lazımdır. Çünkü ilk başta da dediğimiz gibi, sahip olduğumuz görevlerimiz ve dışımızdaki hayatın cazibesi esasında bizim canlılığımızı besleyen kaynaklardır. Buradaki görevden, görevin her türlüsünü anlayabilirsiniz. Kaldırımda yediğimiz nesnenin çöpünü yere atmamak kadar, sabah mesaisine vaktinde yetişmek de görevimizdir. Görevlerimiz kimliğimizi tanımlamaya başladığındadır ki sözünü ettiğimiz döngünün formu da yavaş yavaş oluşmaya başlar. Fakat bizler biliyoruz ki insan için ancak çalıştığı kadarı vardır. Dolayısıyla önemli olan döngüde yitip gitmek değil; kendi döngümüzü ne şekilde oluşturduğumuz, başka bir deyişle döngümüzün kimliğimizi ne şekilde tanımladığıdır değerli okur. Bilhassa yaz mevsimine giriş yaptığımız şu günlerde, son tarihleri kontrol etmenizi, kitaplarınızı bitirmenizi, davetlere icabet etmenizi, yürüyüşlerinizi aksatmamanızı, ha bir de bol bol karpuz yemenizi; hülasa görevlerinizi yerine getirmenizi temenni ederim sevgili okur. Yazınız kutlu olsun.


Beyzanur KANDEMİR