18 Nisan 2024

KOCAV Düşünce Sohbetlerinden Prof. Dr. Kazım Yetiş

XIX. YÜZYILDA TÜRKÇE TARTIŞMALARI VE İSTANBUL TÜRKÇESİ

Düşünce Dergisi, KOCAV bünyesinde çıkarılan sanat, edebiyat ve sosyoloji gibi alanlarda kapsamlı çalışmalar üretmeyi hedefleyen bir dergidir. Bu çalışmaları ilmi bir tartışmaya dönüştürmek için KOCAV tarafından Düşünce Sohbetleri düzenlenmektedir. Düşünce Sohbetlerinin 22’ncisi, 23 Aralık 2023 tarihinde Erol Güngör Kültür Merkezi’nde düzenlendi. İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Necmettin Özmen’in yönlendiriciliğini yaptığı “19. Yüzyılda Türkçe Tartışmaları ve İstanbul Türkçesi” başlıklı sohbete İstanbul Aydın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Kazım Yetiş konuk oldu.

“TÜRKÇE ÇOK ŞAŞIRTICI BADİRELERDEN GEÇTİ”

Kazım Yetiş Hocamı bu kürsüde görmeyi hep istiyordum, bugüne nasipmiş.” sözleriyle programı başlatan Doç. Dr. Necmettin Özmen, Türkçenin en önemli dünya dillerinden birisi olduğunu ifade etti ve Türkçeye “yürüyen lisan” benzetmesinin çok uygun olduğunu vurguladı. Fransızcada Paris ağzının, İngilizcede Londra ağzının, İtalyancada Floransa ağzının esas alındığına, Türkçede de İstanbul Türkçesinin esas alındığına değindikten sonra, sözü Prof. Dr. Kazım Yetiş’e bıraktı.

Prof. Dr. Kazım Yetiş, “Türkçe Düşünmek Türkçe Konuşmak” başlığını çok beğendiğini çünkü Türkçenin çok şaşırtıcı badirelerden geçtiğini ve bunları konuşmaya ihtiyaç olduğunu söyledi. Türk aydınının Türkçeye karşı tavrının hiç olumlu olmadığını belirttikten sonra bu durumun yalnızca 19 ve 20. yüzyıla özgü olmadığını, 14. yüzyılda bile Türkçeye yeterince sahip çıkılmadığını ifade etti ve 14. yüzyılda yaşamış olan Aşık Paşa’dan bir dörtlük okudu: “Türk diline kimse bakmaz idi /Türklere hergiz gönül akmaz idi / Türk dahi bilmez idi bu dilleri / İnce yolu ol ulu menzilleri”

“BİZ 19. YÜZYILDA TÜRKÇENİN FARKINA VARMIŞIZ”

Konuşmasının devamında Prof. Dr. Kazım Yetiş, dinleyicilere “19.yüzyıldan önce yazılmış bir Türkçe gramer kitabı var mıdır?” sorusunu yöneltti. Ardından gazetenin dilin sadeleşmesindeki önemli rolünü şu sözlerle ifade etti: “Ne zaman ki 19. yüzyıl gelmiş, hele hele gazete çıkmış, o zaman durum biraz değişmiş. Maalesef, işin içine biraz da ticaret girince, halkın anlayabileceği bir Türkçenin peşine düşülmüş. Gramer doğru yazmayı, belagat güzel yazmayı gösterir. Bizim tarihimizde bunun ikisini gösterebilecek bir kitap maalesef yok. İşte onun için gazete hayatımızda çok önemli bir rol oynamış.” Bizim edebiyatçılarımızda ve aydınlarımızda dil meselesinin 19. yüzyılda kendini hissettirdiğine değindikten sonra politikanın da bunda payı olduğunu söyleyerek şunları ekledi: “Namık Kemal; fikirlerini, politik fikirlerini, meşrutiyet fikirlerini anlatmak istiyor. Nereden anlatacak? Gazetede anlatacak, öyleyse halk bunu bilmeli.” Bir başka önemli konunun sözlük meselesi olduğunu belirten Prof. Dr Kazım Yetiş, şimdilerde TDK sözlüğünün var olduğunu ancak geçmişte bir sözlüğümüz olmadığını ifade etti. Konuşmasının devamında ise Hacı İbrahim Efendi’den de bahsederek şu sözleri sarf etti: “Bir Hacı İbrahim Efendi var, medreseyi temsil ediyor, benim öğrencilerim bilir. Hacı İbrahim Efendi ‘Arapça benim hem milli hem ilmi hem dini hem edebi dilimdir’ diyor ve bunun tartışmasını yapıyor. Böyle bir şeyi o gün de kabul eden yoktu bugün de kabul eden yok. Arapça benim ne milli dilimdir ne de edebi dilimdir. Tamam, dini dilimdir ama ilmi dilim değildir, olmaması gerekir. Hacı İbrahim Efendi sadeleşmenin şiddetle karşısında idi, ilk yazılarını anlamak zordu fakat sonradan o da Türkçe yazmaya başladı, yazdığı anlaşılır hale geldi. İşte gazetenin önemi burada.”

“İSTANBUL KÜLTÜRÜN, MEDENİYETİN VE DİLİN MERKEZİDİR”

Konuşmasının konusunu İstanbul Türkçesine getiren Prof. Dr. Kazım Yetiş, İstanbul Türkçesinin ilk olarak ne zaman kullanıldığının bilinmediğini ancak Ziya Gökalp’in “Lisan” şiirinde İstanbul Türkçesinden bahsettiğini ifade ederek bu şiirden iki dörtlük okudu: “Güzel dil Türkçe bize / Başka dil gece bize / İstanbul konuşması / En saf, en ince bize / Uydurma söz yapmayız / Yapma yola sapmayız / Türkçeleşmiş, Türkçedir / Eski köke tapmayız

Prof. Dr. Kazım Yetiş, neden başka bir ilin ismi değil de İstanbul’un isminin kullanılmasını da şu şekilde değerlendirdi: “Neden İstanbul Türkçesi? Çünkü kültür merkezi, medeniyet merkezi İstanbul. Çünkü kültür burada, tarih burada. Bütün incelikleri, güzellikleri her şeyi biz ancak burada görüyoruz. Nefi İstanbul’a geliyor. Siz hiç Osmanlı döneminde taşrada meşhur olmuş bir şair şahsiyeti tanıyor musunuz?” Dil ile kültürün birbirinin tamamlayıcı olduğuna da değinip dilin, kültürün bir unsuru olduğunu ve kültürü de dil ile anlattığımızı söyleyerek din ve dilin de birbiriyle bağlantısına değindi ve dinimizi ancak dil ile anlatabileceğimizi belirtti.

Bugün İstanbul Türkçesinin kalmadığını artık yazı dilinin kaldığını söyleyerek konuşmasını İstanbul Türkçesi bakımından çok önemli olduklarını düşündüğü 4 yazardan bahsederek şu şekilde devam ettirdi:” İstanbul Türkçesini tanımak ve anlamak istiyorsanız lütfen şu 4 isme dikkat edin: Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Samiha Ayverdi ve Abdülhak Şinasi Hisar. Bu yazarları okuduğunuzda hem derin bir kültür hem de mükemmel bir Türkçe ile karşılaşacaksınız. Başka yazarlarımız tabii ki var ama İstanbul Türkçesinin zevkine varmak istiyorsanız bu 4 yazarı bir mektep gibi okumak ve takip etmek lazım. Sizin bu binanıza ismini veren Erol Güngör de Türkçeyi güzel kullanan, güzel yazan yazarlarımızdan biriydi.” Öte yandan Mehmet Emin Yurdakul’un da Türkçesine eleştiri getirerek “Yurdakul Türkçesi İstanbul Türkçesi değil, onun yanında çok basit kalıyor.” dedi.

“Dil tartışmaları hep olmuştur ve çok da iyi olmuştur açıkça bunu söylüyorum çünkü eskiden büyük bir ihmal var. Yani Osmanlı döneminde bu tamamıyla ihmal edilmiş. Evet, Nedim’i yetiştirmişiz Nabi’yi yetiştirmişiz ama dil meselesi üzerinde düşünmemişiz.” diyerek sözlerini noktalayan Prof. Dr. Kazım Yetiş’in ardından dinleyicilerden gelen konuya ilişkin soruların cevaplandırılması ile program sonlandırıldı.

Hazırlayan: Ayşe CERİT (Gelişme 2)