Yol Varsa, Yürümek Gerek
“Üryan geldim gene üryan giderim
Ölmemeğe elde fermanım mı var?”
Son zamanlarda arkadaşlarımla “arkamızda bırakacaklarımız” başlıklı sohbetlerimiz genel sohbetlerimiz içerisindeki yerlerini bir hayli artırmış durumdalar. Erken yetişkinlikle birlikte bazı şeyler toz pembeliğini kaybetmekte, yerlerini “Ne yapacağız?” sorusuna bırakmakta.
Çabalıyoruz. Daha yüce bir şeyler yapmak, kendimizi adamak istiyoruz. Herkese nasip olmasa da arkamızda hayatlarına ve fikir dünyalarına dokunduğumuz insanlar bırakmak istiyoruz. Bunu başaran hocalarımızı düşünüyor, ne kadar zor işler yaptıklarını anlıyoruz. Bu noktada düşüncelerimiz karamsarlığa meylediyor: Biz nasıl yapacağız? Şu anda elimizden onların ayak izlerini takip etmekten ve onları gerçekten anlamaktan başka bir şey gelmiyor. Bunlar için bile o kadar çaba harcamamız gerekiyor ki!
Hepimiz kendimize birilerini örnek almamız gerektiği nasihatini duymuşuzdur. Şimdi sizlere şu soruyu sormak istiyorum: Bizler ayak izleri takip edilecek insanlar olabilecek miyiz?
Bahadır Yücel
Bültenimizin bu sayısında, zihnimizin koridorlarında yankılanan kadim bir sorunun peşine düşüyoruz: Ardımızda ne bırakacağız?
Eş editörüm Bahadır, açılış yazısında bizleri “üryan gelip üryan gidilen” bu dünyada, başkalarının fikir dünyalarına dokunmanın o muazzam sorumluluğuyla yüzleştiriyor. Genç dimağlar olarak bizler, bir yandan hocalarımızın, büyüklerimizin bıraktığı o devasa ayak izlerini layığıyla takip etmeye çalışırken; bir yandan da kendi yolumuzu açmanın, kendimize varmanın sancısını çekiyoruz.
Evet, belki bazen “Biz nasıl yapacağız?” sorusu zihnimizde karamsar bir gri bulut gibi dolaşıyor. Ancak unutmamalıyız ki; bugün hayranlıkla izlediğimiz o büyük yollar, vaktiyle küçük ama kararlı adımlarla açıldı. KOCAV çatısı altında soluduğumuz bu “Ocak” havası, aslında bize o yolu nasıl yürüyeceğimizi fısıldıyor: Sadakatle öğrenmek, samimiyetle dertlenmek ve gayretle üretmek.
Elinizdeki bu sayı, sadece bir dergi değil; aslında bizim “Ne yapacağız?” sorusuna verdiğimiz somut bir cevaptır. Bizler, ayak izleri takip edilecek insanlar olup olmayacağımızı bugünkü gayretimizle belirliyoruz. Yazmak, okumak ve anlamaya çalışmak; o büyük yürüyüşün ilk ve en önemli adımlarıdır.
Bahadır’ın sorduğu o can alıcı soruyu bir de biz kendimize soralım ve sayfaları çevirirken şu niyetle yürüyelim: “Yol varsa, yürümek gerek; iz varsa, anlamak gerek.”
İyi okumalar dilerim.
Zeynep Öztürk
