22 Ekim 2026

Rengâhenk Dergisi 68. Sayı Çıktı!

Vatanı Bilmek

Sevgili Okur bazı kavramlar kolay kolay tanımlanamıyor. Bu kavramlar kutsal kavramlar olup her bireyde farklı çağrışımlara yol açıyor. Bu kavramlardan bir tanesi de vatan. Biz de bu sayıda her türden içerikle, kalemimiz ve kadrajımız yettiği ölçüde vatanı anlatmaya çalıştık. Biz bu özel sayıda vatanı; harita çizgilerinin, süslü tariflerin ardında değil, her birimizin çağrışımlarında aradık. Her birimiz birbirimize benzer duygularla vatanı anlatmaya çalıştık. Sayının sonuna geldiğimizde ise her yazıda birbirini tamamlayan şeyler olduğunu gördük. Anladık ki Vatan o kadar aşkın bir kavrammış ki dönüp dolaşıp tüm tanımlar kavramın kendisinde birleşti.

Kendi duygularımdan da bu kollektif tanıma birkaç şey sunmam gerekirse; Vatan, Malazgirt’ten bugüne asırların bağrına vurulmuş mukaddes bir Türk imzasıdır. Bizi biz yapan, hiçbir çağa baş eğdirmeyen, zamanın ve mekânın ötesine taşan o çelikten ruhtur. Mevsimler sertleşebilir, sınırlar sınanabilir. Fakat bu toprakları emekle, inançla ve fedakârlıkla var eden ruh diri kaldığı sürece vatan ebedidir. Cevabında ihtilafa düşmediğimiz tek husus ise “bu vatan kimin” sorusudur. Bu vatan; bu topraklar için toprağa düşmüş, toprağı vatan kılmış şehitlerimizindir.

Bu sayının en başında da dediğimiz gibi, biz vatan nedir bilen kalemleriz. Hür kalemimizi, nefesimizi ve her zerremizi bu topraklara borçlu olduğumuzu biliriz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır.” sözünü yolumuza ışık kılarak, 19 yıldır sürdürdüğümüz bu yolculukta yine aynı sorumlulukla huzurunuzdayız. Yazmanın, üretmenin ve bu mukaddes emanete sahip çıkarak iz bırakmanın derdindeyiz. Toprağı vatan kılanlara, o kutsal emaneti göğsünde taşıyanlara ve sözümüze kulak veren tüm okurlarımıza selam olsun. Vatanımız var olsun…

Yusuf Ekrem Çelebi

Tıpkı tarifini cümlelere, sınırlarını ise haritaya sığdırmanın zor olması gibi söylendiğinde de bir kelimeden fazlasını ifade eden, aradığınızda tek bir yerde olmayan şeydir vatan. Onu; evinizde, mahallenizde, işinizde ya da rastgele bir sokakta yürürken, gökyüzüne bakarken, vapurla karşıya geçerken gördüğünüz herhangi bir yerde bulabilirsiniz. Evde annenizin duasının içinden duyarsınız onu, mahallenizde ise esnafa verdiğiniz selamın dostluğundadır. İşinizi yaparken zihninizin dalıp gittiği hayalin içinde de vardır. Sokaktan geçerken oynayan çocukların yüzündedir capcanlı, gökyüzüne baktığınızda tasasız kanat çırpan kuşun özgürlüğündedir. Eminönü’nden vapura binersiniz bir sabah, siz üst kata çıkıp da boş bir koltuğa yerleşene kadar vapur çoktan yönünü çevirip yola koyulmuştur. Biraz açılınca gözünüz şöyle bir İstanbul’un üzerinde gezinir. O anda görürsünüz Sarayburnu’nda rüzgârın hafifliğiyle denize nazır salınan kırmızılığı, Beşiktaş taraflarında da vardır kocaman heybetiyle göğü saran bir tanesi. Sonra mesela Çamlıca’yı görürsünüz. Olur da birine selam verecek, oynayan çocuklara tebessüm edecek fırsatınız olmadıysa diye dalga dalga büyür ay yıldız tepenin başında ki; kendisini fark edin. Nihayet onun da selamını alınca, bir oh çekesiniz gelir.

Vatan bütün bu sayılan ve sayılmayan pek çok şeyin özünde bir yerlerde hep vardır. Sadece bu ânda da değildir o. Nasıl ki ay yıldızın kızıllığı geçmişinden geliyorsa, yukarıda sözü geçen çocukların yüzündeki aydınlık da gelecekteki vatandır. Gördüğünüz gibi değerli okur, girizgâh niyetiyle geldiğimiz buraya kadar vatanın tam bir tarifini yapabilmiş değiliz. Vatan Özel Sayısı olarak elinizde duran bu dergiyi tam da bu sebeple, söylenecek daha fazla sözümüzün olduğu inancıyla ve tarihe bir not düşme gayesiyle çıkarmaya karar verdik. Bu dergide herhangi bir zaman ve mekân sınırlaması olmaksızın vatanı anlamaya ve anlatmaya; görmeye ve göstermeye çalıştık.

Son sayfasını çevirdiğinizde bir oh çekesinizin gelmesi temennisiyle, keyifli okumalar dileriz…

Beyzanur Kandemir