22 Ekim 2026

KOCAV BÜLTENİ 90. SAYI ÇIKTI!

“Dün yine seni andım, gözlerim doldu
O tatlı günlerimiz bir anı oldu
Ayrılık geldi başa, katlanmak gerek…”

Ömrümüz hızla akıp gidiyor ve öyle bir çağın ortasındayız ki, hayatımız sadece tüketmekle tükeniyor. Son yıllarda dilimize pelesenk olan o yüzeysel “içerik tüketimi”nden bahsetmiyorum yalnızca; sessizce insan tüketiyoruz. Sadece o anlık heveslere, geçici temaslara takılıp kalan sığ bağlar kuruyor, sonra da arkamıza bakmadan geçip gidiyoruz. Oysa bizler aynı masayı paylaştığımız, birlikte düşünüp ürettiğimiz o günlerde dopdolu zamanlar geçirdik.

Kültürümüze hizmet gayesiyle hayata geçirilen güzel etkinliklerde, programlarda omuz omuza verdik; birlikte yorulduk, birlikte öğrendik ve nice güzelliğe imza attık. Her ne kadar o anın içindeyken bu çabanın değerini hakkıyla kavramaya çalışsak da zaman ilerledikçe o müşterek emeğin kıymeti, geride kalan buruk bir hüzünle çok daha net anlaşılıyor.

Hayatın içinde durmaksızın işleyen bir sirkülasyon var; kapıdan girenler ve çıkıp gidenler birbirini kovalıyor. Fakat bizim ocağımızda bu sirkülasyon, devridaime dönüşüyor. Tam 90 sayıdır bu vakfın hafızasını tutmaya aralıksız bir şekilde devam etmek, Türk kültürüne adanmış emeklerin, yapılan bütün kıymetli etkinliklerin kaydını düşmek ve bir nesilden diğerine aktarmak, herhangi bir yayıncılık faaliyetinin çok ötesinde bir vefa meselesi oldu bizler için.

Elinizdeki dergide gördüğünüz programları, etkinlikleri omuz omuza hazırladığımız arkadaşlarımızla çoğumuz hayatın başka bir yönüne savrulduk artık. Bir yanımız eksildi, doğru; sessizlik biraz daha ağırlaştı. Fakat bizi bir arada tutan şey tesadüfi bir gençlik heyecanının ötesine geçti. Birlikte emek verdik, bulunduğumuz yeri bir adım ötesine taşımaya çalıştık. Bu gaye bizi birbirimize belki de başka zamanlarda olamayacak kadar kenetledi, günümüzde eksikliği hissedilen beraberlik hissini hayatımıza kattı.

Bizler o günlerde yalnızca anı biriktirmedik; aynı derdi sırtlandık, aynı ideale gönül verdik. Bu yüzden yollarımız fiziken ayrılsa dahi ayrılığın getirdiği keder, bir vedanın hüznünden çok uzak, müşterek bir gayenin hafızası artık. Geriye dönüp baktığımızda duyduğumuz sızı, yerini ince bir gülümsemeye ve devretmeyi beklediğimiz bayrağın dalgalanışını izlemenin gururuna bırakıyor şimdi.

Ayrılık gelse de başa, aynı ufka bakanlar için hiçbir veda son değildir.

Bahadır Yücel

Bir kapının kapanma sesiyle değil, yürürken içimizde taşıdığımız o sessiz izlere açılıyor bu sefer hikâyemiz.

İnsan, geçtiği yolları üstünde bir hırka gibi taşır. Yıllar geçse de fısıltısını koruyan bir şehrin kokusu, dumanı üstünde tütülen bir sofrada dostun kurduğu o tek cümle, omuz omuza devrilmiş seneler… Bunların hiçbiri kaybolmaz; şekil değiştirir, kalbin görünmez odalarına yerleşir. Geçmiş, arkamızda kilitleyip çıktığımız soğuk bir oda değildir; yürürken içimizde tıkır tıkır işlemeye devam eden canlı bir hafızadır.

Bu yüzden yeni bir eşiğe adım atarken geçmişi geride bırakmayız, onu yanımıza alırız. Çantamızda sadece pembe umutlar değil; düşüşlerimiz, dizlerimizdeki sıyrıklar, yanılgılarımız ve bizi biz yapan o içten yaşanmışlıklar vardır. Her yeni adım biraz cesaret ister, her veda ise biraz kabulleniş. İnsan ancak bu ikisini aynı heybede taşımayı öğrendiğinde kendi yolunu daha sahici, adımları yere daha sağlam basan bir duyguyla yürümeye başlar.

Kültür de medeniyet de işte böyle bir bayrak yarışının içinden geçer. Nesiller değişir, fısıltılar yerini yeni seslere bırakır; ama o kadim hakikat ve anlam arayışı hiç bitmez. Her yeni kuşak, eline tutuşturulan o eski mirasa kendi ruhundan bir parça üfler ve onu yarınlara taşır. Burada ayrılık, bir veda çığlığı değil; emaneti bir sonraki koşucuya tebessümle teslim etmenin adıdır.

Şu an tuttuğunuz bu sayı, tam da bu teslim edişin ve yeniden doğuşun izlerini taşıyor. Rapor sayfalarımız, geride bıraktığımız o yoğun döneme sessiz bir tanıklık sunarken; Genç Kalemler bölümümüz, yeni kelimelerin, taze bakışların ve geleceğe uzanan ilk, heyecanlı adımların sesini yankılatıyor. Hafıza ile umut, tecrübenin olgunluğu ile gençliğin heyecanı aynı satırlarda dem buluyor.

Belki hepimiz şu an hayatın farklı birer eşiğindeyiz. Kimimiz bir vedanın buruk ağırlığıyla, kimimiz ise yepyeni bir başlangıcın tatlı ürpertisiyle duruyoruz o kapıda. Yine de yol, her defasında kendini yeniden seriyor ayaklarımızın altına. Bize düşen; geride kalan her hatıraya minnetle gülümsemek ve o bilinmeyenin büyüsüne doğru yüreklice bir adım atmak.

Bu sayfaların zihninizde yeni pencereler açması, güzel karşılaşmalara ve tazelenmiş başlangıçlara vesile olması dileğiyle…

Keyifli okumalar.

Zeynep Öztürk