23 Nisan 2024

Prof. Dr. Abuzer Kendigelen- 24/12/2011

Örnek Bir Akademisyen

Durup dinleyince, bakıp görünce, hissedince diğerlerini anlıyor insan. Herkesin bir hikayesi var ve herkes kendi senaryosunu yazıyor. Verilen kararlar, uğraşlar, çabalar, seçilen arkadaşlar, yapılan evlilikler ve daha nice şeylerin hepsi hikayemizi oluşturuyor, hikayemize biçim veriyor. Ve elbette ki insan ister istemez kendi öyküsünün başkahramanı oluveriyor. Hal bunlardan ibaret olunca hayat da bir şeylerin eşitliği oluyor aslında. Eşitlik, evet. Yani bir takım şeylerin sonucu. Bu sonuç pozitif değerde mi çıkar, yoksa negatif değerde mi bunu belirleyecek olan da bizim denkleme kattığımız şeyler. Hikayelerimizin elbette aksiyon olsun diye değil ama yine de belli dönüm noktaları oluyor. Bizim burada anlatma çabası içine gireceğimiz bir başkasının hikayesinde de üç tane dönüm noktası var. Bu dönüm noktalarını ve oluşturduğu toplamı, başkahramanımız olan Prof. Dr. Abuzer Kendigelen’in ağzından dinleyelim.

 “1964 Gümüşhane doğumluyum. Ama bana göre hayat hikayem 1960’ta başlıyor. İnsanların ilerdeki hayatını etkileyecek olan dönüm noktaları daha doğmadan gerçekleşebiliyor. Benim hayat hikayem de 1960 ihtilali ile başlıyor. 1960 ihtilalinde dedem Gümüşhane’nin Salyazı ilçesinde yeni alfabeyle okuma yazma bilen ender insanlardan imiş ve ihtilalin yapıldığı günlerde köyün muhtarı idi. İhtilalden sonra dedemi Demokrat Parti’nin bünyesinde diye şikayet ediyorlar. Bu şikayet üzerine dedem 3 ay cezaevinde kalıyor. Bunun üzerine dedem ağırına gittiği için köyü terk edip Gümüşhane’ye yerleşiyor.” Doğduktan sonra  hastalanan hocamızı bir süre sonra Gümüşhane’ye doktora götürürler ve Gümüşhane’deki dedesi daha iyi şartların olması nedeniyle torununun kendisiyle beraber kalmasını ister. “Orada kalmamın hayatımda dönüm noktası olmasının sebebi Gümüşhane’nin bir şehir olmasıdır. Şehir olunca okul oluyor, eğer köyde kalmış olsaydım en fazla ilkokulu bitirebilirdim.

İkinci dönüm noktamın başlangıcı ise 1970’de babaannemi kaybetmekle başlıyor. Babaannemi kaybedince iki erkek ev işleriyle başa çıkamıyoruz ve dedem cici anne arayışına koyuluyor. Bir şubat günü sobanın arkasında ısınmaya çalışırken evde bir hareketlilik görüyorum ve bunun cici anne arayışından kaynaklandığını anlıyorum. Sobanın arkasında sessiz bir şekilde olayı gözlüyorum. Laf döndü dolaştı, rahmetli dedem cici anne adayına: ‘Hacı Hanım benim yanımda bu çocuk var. İstersen bize can yoldaşı olur. İstemezsen annesi var, babası var.’ dedi. Bu cümle benim hafızamdan yedi yıl kazınmadı ve hayatımın ikinci dönüm noktası oldu. Ben de şöyle bir iz bıraktı. 1975 yılı dahil olmak üzere 6 yıl devlet parasız yatılı sınavlarına katıldım ve altı kere de kazandım. Dedem beni gönderecek olursa okul seçeneğim olacaktı. Bu söz beni bir biçimde devlet parasız sınavları aracılığıyla üniversite sınavına hazırladı. Herkes bana çalışkan olmam dolayısı ile doktor olacağım diye bakıyor ve ben de tıp okumak istiyordum. Ama İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandım, hayalim bu değildi. 1981’de lise birincilerine üniversiteye yerleşip yerleşmelerine bakmaksızın tıp fakültesinde kontenjan açıyorlardı ve bana oradan davet geldi ama ben gidemedim. Üç tane kontenjan varmış ve benim puanım yerleşemeyenler arasında ikinci sırada imiş. Bunun üzerine hukuk fakültesinin kapısından sadece yemek yemek için girdim ve herkes hukuk çalışırken ben üniversitesi sınavına hazırlanıyordum. Sonra öğrendim ki tıp fakültesi sadece 6 yıl değilmiş, uzmanlık için dört sene daha okumak gerekiyormuş. Ben de bunu duyunca hukuk fakültesinde öğrenci olmaya karar verdim.”

Abuzer Hoca hukuk fakültesinde çalışkanlığı ile dikkat çekiyor, hocaları tarafından gelecekteki asistanları olarak görülüyor ve hatta kendisine o şekilde hitap ediyorlar. Okulu birincilikle bitiriyor. Asistanlık sınavlarında bilim sınavını veriyor ama dil sınavlarını bir türlü geçemiyor. Bunda, sınavlarda daha önceden rezerve yapılmasının da etkisi

oluyor. Bunun üzerine hocamız asistanlığın kendisi için artık bittiğini düşünüyor. Marmara Üniversitesi’nden de geri döndürülünce, durumu çok içerlediğinden, bir Perşembe günü dekanın yanına tek bir söz söylemek için çıkmaya karar veriyor.

 “Hocam ben okul birincisiyim ve bana sahip çıkmadınız. Bari benden sonrakilere sahip çıkın dedim. Dekan, fakülte sekreterini çağırdı ve boş kalan kürsüleri söylediler. Ama ben kabul etmedim çünkü Medeni Hukuk’ta Oğuzman Hoca’yla çalışmak istiyordum ama dekan bana Ticaret Hukuku’nu tavsiye ediyordu.” Abuzer Hoca buradaki tevafuku ise şöyle açıklıyor: “O gün Ticaret Hukuku kürsüsündeki hocaların kapısını teker teker çaldım ve başka bir öğrenci almayı planlayıp planlamadıklarını sordum. Çünkü başka bir hezimet yaşamak istemiyordum. Normalde o saatlerde hocaları bulmak mümkün değildi fakat ben hocalarımın hepsini buldum. Ve asistan olmaya karar verdim.” O perşembe gününün kendisi için üçüncü dönüm noktası olduğunu söyleyen hocamız sözlerini bu şekilde tamamladı.

Hazırlayan

Eda ATEŞ

(İhtisas 2)