22 Şubat 2024

“Dünyanın Şahdamarından Ukrayna-Rusya Savaşına Bakış”

Ukrayna’nın İşgali, Dünya Düzeni ve Türkiye

KOCAV çatısı altında gerçekleştirilen ve gündemin nabzını tutmaya devam eden KOCAV Sohbetleri’nin 12 Mart 2022 tarihindeki konuğu Yıldız Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Akif Okur oldu. Yönlendiriciliğini Yatırım Danışmanlığı Müdürü Üzeyir Doğan’ın yaptığı sohbette Prof. Dr. Okur, Ukrayna Savaşı’nın nasıl başladığı, savaşın muhtemel seyri ve Türkiye ile dünyanın bundan nasıl etkilendiği sorularına cevap verdi ve gerçekleşebilecek ihtimaller üzerine değerlendirmelerde bulundu.

“Doğu, Batı ve Türk Gözüyle Duruma Bakılması Lazım”

Türkiye’nin savaşın her iki tarafı bakımından önemli bir ülke olduğundansöz ederek konuşmasına başlayan Prof. Dr.Okur, bu durumun köklerinin derintemellere dayandığını ve savaş emrini veren Putin’in zihninde, Rus milletinin doğuşundan itibaren belirlediği bir Rusluk algısının bulunduğunu ifade etti.Prof. Dr.Okur bu algının;Rusya tarafından Ukrayna’nın ayrı bir devlet olarak Batı’ya yönelmesinin, devlet ve millet kimliğinin uzun biyografik hikâyesinde bir parçalanma olarak görülmesisebebiyle “Parçalanmış Rusluk” niteliği taşıdığını söyledi.Bunun uluslararası ilişkilerde “ontolojik güvenlik” denilen bakış açısıyla izah edilmesi gerektiğini ifade etti. Rusya’nın 1997 sonrasında NATO’ya giren eski Sovyet bloğunun parçaları olan ülkelerden bazı silahların çekilmesi talebinde bulunmasından söz eden Prof. Dr. Okur, daha yukarıdan bakıldığında Rusya’nın Sovyetler dönemindeki uluslararası statüsünü geri istediğini ifade etti. Akabinde bugün bizi Ukrayna Savaşı’na götüren hadiselerle ilgili hazırlıkların Rusya’da uzun zamandır devam ettiğini ekledi ve krizin ilerleyen safhaları için de yapılan hazırlıkların bulunduğunu belirtti. Stratejik silahlar üzerinden gerilimin tırmanabileceğini ifade eden Prof. Dr. Okur, somut verilerin muhtemel bir kriz tasarımına işaret ettiğinin altını çizdi. Konuşmasının devamında ise söz konusu hazırlığın ekonomik ve askerî bazı stratejik boyutlarının varlığından da bahsederek adeta bugünler için hazırlanan bir ordudan söz edilebileceğini vurguladı. Bu ordunun Suriye’de sınandığını ve Halep’teki şekil savaşlarında yaşanılan bombardımanların bugünlerin ön sözü gibi olduğunu söyledi. Prof. Dr. Okur, bu deneyimleri sebebiyle Rus ordusunun daha iyi bir performans izleyeceği kanaatinipaylaştı.Putin’in de bu kanaatini doğrular nitelikte savaş emrini bu denli kolay verebildiğini ekledi.

“Küresizleşen” Dünyada Güç Sistemi

Prof. Dr. Okur, savaşın seyrine ilişkin açıklamalarına devam ederken gündemdeki ateşkes meselelerine dair de şu açıklamalardabulundu:“Bizler de Suriye savaşı tecrübelerimizden biliyoruz ki bu sürecin bazı dalgalı seyirleri oluyor. Çatışmalar yoğun ateşkes talepleri ile bir miktar ivme kaybediyormuş gibi görünse de daha sonra yeniden ateşleniyor. Aktörler kendi kısa vadeli hesaplarını gördükten sonra tekrar harekete geçiyor. Belki önümüzdeki günlerde bazı noktalarda kısmi yavaşlama görebiliriz, ancak bu mesele uzun bir müddet devam edebilir. Çünkü şehir savaşlarıyla mücadele veren Rusya, muhatabı olan dünyayı korkutmak için nükleer savaş olgusunun altını çizecektir. Bu belki nükleer savaş anlamına gelmeyebilir. Fakat örneğin silahların sınırlar dışında başka yerlere yerleştirilmesi gibi farklı farklı nükleer savaş stratejileri de bulunmaktadır.

Ateşkes meselesinin ardından aktörlere ilişkin açıklamalarına devam eden Prof. Dr. Okur, dünyada da küresel sistemin ayrıldığını ve “küresizleşme sistemi” içerisine girdiğimizi ifade etti. Söz konusu süreçte Batı dünyasının tek bir dünya olduğu ve diğer devletlerin de bu sistemin belli ağırlıkta parçaları olduğu bir yapıdan parçalanmaya doğru gittiğimizi söyledi. Prof. Dr. Okur, büyük güçlerin, etraflarındaki genel sistemden ideolojik olarak bir kopuşu arzu ederek kendi içlerinde bir dünya tasarımına dönecekleri yeni bir döneme girdiğimizi vurguladı. Bunun da esasen kendi içinden mesajlara açık ve dışarıdan gelen mesajlara kapalı bir enformasyon alanı üretilerek gerçekleştirildiğini söyledi.

Ateş Hattında Türkiye’nin Konumu

Prof. Dr. Okur, sohbetin devamında Ukrayna-Türkiye ilişkilerinin Rusya nezdindeki karşılığını mevcut ilişkiler bağlamında belirli örnekler üzerinden izah etti. İlk başta Rusya ile Türkiye’nin birçok kriz alanında karşı karşıya olduğunu ve önemli Rus yatırımlarının bulunduğunu söyledi. Prof. Dr. Okur, Rusya açısından aradaki bu müşterek bağımlılık ilişkisini olumsuza çevirmenin çok dakolay olmadığını belirtti.

Türkiye açısından da meselenin boyutunu şu sözlerle çizdi:“Türkiye, Rusya’yı BM’de yapılan oylamada kınadı. Çünkü Türkiye, ilkesel olarak Rusya’nın yaptığını onaylamamaktadır. Tıpkı Kırım’ın ilhak ve işgalini onaylamadığı gibi bu saldırıyı da onaylamamaktadır. Dolayısıyla bizim ilkesel olarak Ukrayna’da olan biteni benimsememiz beklenemez. Fakat Rusya da Türkiye’nin Ukrayna ile olan münasebetlerinden hoşlanmamasına rağmen bunu belli bir ölçüye kadar hazmetmek zorundadır. Aksi takdirde Türkiye ile ilişkilerini bozacak çıkışlar hiç de lehine nitelik taşımamaktadır.”

Türkiye’nin Ukrayna’ya silah satışından konu açarak sözlerine devam eden Prof. Dr. Okur; Ukrayna’nın savunma, motorculuk ve havacılık sanayii ile yakın ilişkilerimizin bulunduğuna değindi. SİHA’larımızı sattığımızı fakat Rusya’nın da bizim çatışmaya girdiğimiz birçok aktöre silah sattığını söyleyerek sırf silah sattığı için bir aktörün hasım sayılamayacağına açıklık getirdi. Ancak Ukrayna-Türkiye yakınlığı hakkında oluşturulmaya çalışılan algı bakımından Türkiye’nin bu çatışmada mızrak ucu olmaktan kaçınmasıve eğer Avrupa güvenliği söz konusuysa öncelikle Avrupalıların bu meseleyi kendi üzerlerine almaları gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Okur, bu savaşın en çok etkilenen taraflarından olmamız sebebiyle barış istememizin gayet doğal olduğunaişaret ederek Antalya Diplomasi Forumu’nda oynadığımız role ilişkin açıklamalarla şu sözlerle devam etti. “Türkiye’nin Antalya Diplomasi Forumu’nda yaptığı şey teknik olarak aracılık değildir. Ona biz kolaylaştırıcılık diyoruz. Kolaylaştırıcılık, görüşme ihtiyacı olan aktörlerle temas ederek onlar arasında bir görüşme zemininin hazırlanmasıdır. Kolaylaştırıcı taraf bir plan sunmaz veya bir telkinde bulunmaz, bir çerçeve çizmez. Fakat yüz yüze gelmeleri zor olan tarafları yumuşatarak görüşme zeminini sağlar. Aracılık ise bundan farklıdır. Bu durumda bir yol haritası sunulur. Aracılık yapan ülke iki tarafa da sözünü geçirmesi beklenen belli bir güç ve prestij sahibi bir ülkedir. Türkiye’nin böyle bir rol üstlenmesi ilişkileri iyileştirmekten çok gerilimi artırıcı ve Türkiye’yi ihtilafın bir parçası haline getiren bir sonuç doğurabilir.”

Yeni Dünya Hedefleri: Teknolojik Yenilenme ve Ekonomik Ayrışma

Prof. Dr. Okur, savaşın sebep olduğu Doğu-Batı kutuplaşmasının Türkiye’ye yönelik de riskleri bulunduğuna değindi.Çatışmanın tırmanması ihtimalinde stratejik silah gösteriminin başladığı an, Türkiye üzerindeki baskının daha da artacağını ifade etti. Bu gerilimli durumun neden olduğu başka denklemlere de dikkat çeken Prof. Dr. Okur, en başta Batı’nın Rusya’ya olan enerji bağımlılığını en aza indirmek için ciddi gayret içerisine girdiğini söyledi. Bundan önce yapılan iklim zirveleri merkezinde Joe Biden ekibinin kafasındaki teknolojik yenilenmeden bahsetti.Bu tür teknolojik hamlelerin ardında bir anlamda Batı’nın yeni sınırlarınıçizme gayretinin bulunduğunu vurguladı. Teknoloji eşiğinin Batı tarafından yukarı çekilerek ekonomik bir ayrışmayı beraberinde getirmesi planlandığını, bunun da jeopolitik nitelikte sonuçlar doğurmasının ümit edildiğini ifade etti.

Prof. Dr. Okur, ekonomik ayrışma hedefli politikalara ilişkin açıklamalarına şöyle devam etti: “Bu planlamaları yapanlar bir müddet sonra temiz enerjilerle üretim yapmayanların mallarını almayacağız diyecekler. Bu yeni bir ekonomi, ardında jeopolitik bir mantık da olan yeni bir tasarım. Şu anda tırmanan kriz ve yükselen enerji fiyatları, bu yönde atılacak adımlar ve yapılacak yatırımlar için de bir motivasyon oluşturacak.  Fakat kısa vadede temiz enerjinin halihazırdaki açığı ikame etmesi mümkün değildir. O zaman da Rusya dışı ithalat kaynakları ön plana çıkacak. Bunlar arasında da Avrupa açısından Hazar çevresi ve Doğu Akdeniz daha da önemli kaynaklara dönüşmektedir. Bu noktada da Türk Devletleri Teşkilatı coğrafyasının, enerji jeopolitiği bakımındandeğerartışını görüyoruz.”.

Prof. Dr. Okur, Türkiye’nin adımlarını, mevcut kriz atmosferi içinde görerek atması gerektiğini vurguladı.Önümüzdeki günlerde Türkiye’nin karşısına bazı sürpriz gelişmelerin de çıkabileceğini söyledi. Diğer Batılı devletlerle doğan müzakere zeminleri doğrultusunda arada çok büyük güvensizliklere rağmen jeopolitik imkânların değişimi dolayısıyla Türkiye’ye olan bakış açısında bir farklılaşmanın yaşandığını ifade etti. Prof. Dr.Okur,Türkofobinin tarihte Batılı zihnin en temel reflekslerinden bir tanesini teşkil ettiğini,bunu bastıran ve Türkiye’ye bakışı değiştiren tek tutumun ise Sovyet komünizmi ile geçen yıllarda Rusyafobi olduğunu söyledi. Batı kamuoylarında bugün de Rusyafobinin, Türkofobinin önüne geçmekte olduğunu ve bunun jeopolitik hesap algılarında da yerini aldığını ekledi. Prof. Dr. Okur, bu durum kalıcı olmaya başlarsa o zaman Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde kilitli bazı meselelerde mesafe alacağını görebileceğimizi belirtti. Bu noktada esasen Türk’e karşı ideolojik nitelikte bir irrasyonel algı yerine, pür-rasyonaliteye dayalı stratejik nitelikte bir akıl söz konusu olursa Türkiye’nin kendi menfaatleri çerçevesinde güçlenmesinin Avrupa güvenliğini de destekleyecek bir denge oluşturacağını ifade etti. Konuşmasının sonunda Prof. Dr. Okur; Türkiye’yi baskılamanın, örselemenin, önünü kesmeye çalışmanın kazandırdığı bir şey olmadığını söyledi.Tam tersine hudutları dışında çıkarları olsa da güçlü bir Türkiye’nin bu coğrafyada düzeni kurmayışı halinde Batı’nın zaten kuramayacağını anlattı. Batı’nın zihinlerde bıraktığı mirasın, çatışma sebebiyle tam tersine hasımlarının önünü açmış olduğundansöz eden Prof. Dr. Mehmet Akif Okur, dinleyicilerin yönelttiği soruları cevaplayarak konuşmasını tamamladı.

Hazırlayan

Beyzanur KANDEMİR 

Gülceren KÖKCE