14 Haziran 2024

Prof. Dr. Kenan Gürsoy- 25/03/2017

Kadim Zamanlardan Bugüne Ahlak

Kaybolan Ahlakın Peşinde üst başlığı ile gerçekleştirdiğimiz konferans/ Panel/Açıkoturum serimizin Mart ayı konuğu Prof. Dr. Kenan Gürsoy oldu. Prof. Dr. Kenan Gürsoy konuşmasına alışık olunduğu şekliyle ahlakı takdim eden bir insan olmadığını, etik kavramını ahlak kavramından biraz daha öne çıkarmak istediğini belirterek başladı ve nedenini şöyle açıkladı: “Ahlak dendiği zaman bir toplumdaki sosyal anlamda yaşanan, düşünce alışkanlıklarına bağlı, davranış alışkanlıklarıyla çerçevesi çizilmiş, bildik şu normlara uymalısınız şu şekilde hareket etmelisiniz diyen bir kurum anlaşılıyor. Hâlbuki ben ahlakın bir şekilde temellendirilmesini istiyorum yani bilinçle, evrensel anlamıyla, olması gereken alanın ne olduğu üzerinde hür bir tefekkürle temellendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.” dedi.

 Prof. Dr. Gürsoy ahlakı tanımlarken felsefi bir yoruma ihtiyaç duyulduğunu şu sözlerle vurguladı: “Ahlak dediğimiz alan ve kadim bir ahlaktan gelen o gelenek ya da gelenekleri söz konusu ettiğimiz zaman bizim bu kültürümüzü bu tarihimizin üzerinde işlenmesi gereken bir ihtiyacı var. Sınırlandırılmış tarih görüşleriyle bunu beceremeyiz çünkü bizim karakterimizde bütün bir cihanı kendimizden ve kendi şahsiyetimizden hareketle tutmak var.”  Prof. Dr. Gürsoy aksiyon kavramından bahsedip bundan hareketle Türk geleneğine değindi ve bununla ilgi olarak “Özellikle Türk geleneği aksiyonla ilgiyi bütünleştirmek isteyen bir gelenektir ve mutlaka temelde adalet ilkesini ahlaktan siyasete kadar başat bir değer olarak gözetir. Bunu Orhun Kitabelerinden başlatarak Cevdet Paşa’ya kadar getirebilirsiniz. Ve Türk geleneğinde adalet hakanın/egemenin bir lütfu değildir, ödevidir. Başat değerler alanı bu adalet mekanizması üzerinden kurulacaktır.” dedi.

Adalet Eşittir Erdem

 Prof. Dr. Gürsoy kullandığı adalet kavramını ve bunun Türk geleneğindeki yerini ise şu sözlerle dile getirdi: “Adalet dediğimde erdem haline getirilmesi gereken bir değerden bahsetmiş oluyoruz. Fakat Türk geleneğinde öyle bir şey var ki adalet aynı zamanda sadece ahlakı değil, varlığı da tanımlayan bir kavramdır. Eğer adaletli bir sistematik içindeyse varlık ayakta durabilir. Herhalde onun için; Küfr ile dünya durur zulm ile dünya durmaz deniyor. O aksiyon için ifade ettiğimiz ahlaki değer anlamında adalet aynı zamanda var oluşu da ifade ediyor. Adaletin tesisi hakikatin algılanması gibidir.”

Prof. Dr. Gürsoy bahsedilen aşkın değer alanının bizim tarafımızdan algılanan ve gerçekleştirilen bir ahlak kişisini de gündeme getirdiğini ahlak kişisinin olmadığı takdirde ahlakın ezberden öteye hiçbir değeri olmadığını söyledi ve ahlakın bir ezber olmadığının da altını çizdi. Hoca konuşmaya bir boyut daha kazandırarak şöyle devam etti: “İslami Türk sahasında üzerinde durulan bir başka erdemin gündemde tutulması gerekiyor o erdem ise yüzeysel olmamak kaydıyla edep erdemidir. İrfan geleneğimiz edep erdemi üzerinde oturur. Eğer adalet bütün bir hakikat alanı için anlam taşıyorsa edep erdemi bunun kendimde idrak edilmesi demek olan kişiliğimi ifade eder. Edep erdemi aksiyon halinde, kendime doğru gerçekleştirilmesi gerekendir, onda da bütün bir insanı kendinden hareketle anlama gayesi vardır. Adaletin hedefi bütün insanlıksa edep erdeminin hedefi bizzat insanın kendisidir.”

“Türk geleneğinde bu iki erdemin birbiriyle kol kola yürüdüğünü düşünüyoruz. Çünkü edep kavramı olmaksızın, olması icap eden o insanı kendimizde oluşturma süreci olmaksızın adaletten de bahsetmek mümkün değildir.” Daha sonra ise aşkın olan değerler arasında seçtiği kavramın adalet olduğunu ve bunun aksiyon haline getirilmesi için benim kendim olmam itibariyle orada olmam gerektiğini vurguladı ve Peygamberimizin sözlerinden biriyle devam etti: ‘Kim ki kendini bilir, Rabbini bilir.’ Mümin oluş, kendinden emin oluş, kendinden emin olduğu kadar onu var kılan İlahi Hak’tan emin oluştur. Kendinden emin olan müminin emaneti kendinde saklayabilmesi, emaneti kendisi olarak açabilmesi ve doğru yolu kendinden hareketle elbette Peygamberin ve Kitabın rehberliğinde yürüyebilmesidir.

Peygamberimiz ‘Ben mekarim-i ahlakı tamamlamak için gönderildim’ diyor. Kur’an-ı Kerim’de peygamberin gönderiliş nedenini ise ‘Biz seni ancak âlemlere rahmet olmak üzere gönderdik.’ diyor. Buradan hareketle; bir rahmet var yaradılışta ve bu rahmetin ahlak adına benimsenmesi, icra edilmesi, Peygamberden hareketle insanlığa teşmil edilircesine ahlakın tamamlanması demektir. Bu tamamlanma cehdinin öznesi olma durumundadır insanlık.”

Son olarak Prof. Dr. Gürsoy: ”Hz. Mevlana’dan, Yunus Emre’den, Hacı Bektaşi Veli’den hareketle öyle bir zemin ortaya koyabilirsiniz ki, bu aslında Peygamberin yoludur, birken aynı zamanda bin, binken aynı zamanda bir olmanın yolunu göstermiş olan kültür ve irfan tarihimiz bize ve bütün insanlığa bunları hatırlatmaz mı?” Prof. Dr. Gürsoy büyükelçiliği sırasında ki bir söyleminden de bahsetti: “Diyelim ki AB adına çok federatif bir sistemden bahsediyorlar. Bütün ülkelerin içine girip çıkalım hatta pasaportlar dahi bir yerde ortadan kalksın fakat mutlaka bir sınıra (duvara) ihtiyacımız var, onlar dışarda kalsınlar.’ İslam’ın onları yoktur, İslam’ın gelecekteki bizi vardır. İslam’ın medeniyeti bütün medeniyetlere bir çağrıdır, medeniyet diğerleriyle bir uzlaşma zeminidir. Önemli olan bu ahlakı yaşayarak bu uzlaşmayı tesis etmektir.”

Prof. Dr. Gürsoy sözlerine evrensel kavrayışı olan bir ahlak felsefesini kendi adımızla tartışmanın önemine vurgu yaparak konuşmasını sonlardırdı. Konferans soru cevap faslıyla sona erdi.

Hazırlayan

Ceren TİLKİDÖGEN (Giriş 2)