22 Şubat 2024

Prof. Dr. İsmail Coşkun- 15/04/2017

Türk Modernleşmesi Mercek Altında

Konferans/Panel/Açık Oturum dizisinin yedinci faaliyeti, Prof. Dr. İsmail Coşkun’un “Türk Modernleşmesi: Süreklilik ve Kırılma” başlıklı sunumuyla gerçekleştirildi. Konferanstan hemen önce, yakın bir zamanda ebediyete intikal eden Vakfımız hocalarından, Marmara Üniversitesi emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Murat Daryal adına okunan hatimlerin duası hocamızın öğrencilerinden Yrd. Doç. Dr. Mustafa Hakkı Ertan tarafından yapıldı. Hatim duasının ardından, Vakıf Meclisi Üyelerimizden Araştırma Görevlisi Muhammed Fatih Karakaya Prof. Dr. İsmail Coşkun’u kısaca takdim etti. Prof. Dr. Coşkun sözlerine tarih içerisinde Anadolu’nun seyrini tasvir ederek başladı. Anadolu’da sanayi devrimi sonrasında bile tarımın hala gelişememiş olduğunu, tarih içerisinde Anadolu coğrafyasına yapılan büyük göç dalgalarının etkisi altında kaldığını, yine Anadolu’nun tarih boyunca büyük güç bloklarının çatışmasına şahit olduğunu ve üzerinde yaşadığımız coğrafyanın bir medeniyetler mezarlığı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Coşkun, daha sonra Türk modernleşmesi konusunu ele aldı. Prof. Dr. Coşkun, “Türk modernleşmesi bizim kendi tercihimizdir.” Diyerek kendisinin Türk modernleşmesine pozitif bakan bir konumda olduğunu belirtti. Devletin en zor durumda ve en güçsüz olduğu 1918-1923 yılları arasında dahi Türk milletinin bir irade ortaya koyarak dış aktörlerin bizi yönlendirmesine karşı çıkarak kendilerine çizilen gömleği yırtma iradesi gösterdiğini ifade ederek, Türk modernleşmesinin bize cebren dayatılması gibi bir durumun olmadığını ve Türk modernleşmesinin o dönemin yönetici ve entelektüel elitinin iradesiyle gerçekleştiğinin altını çizdi.

Sözlerine “Bizde modernleşme, Batı’da olduğu gibi sivil bir alanda, toplum içerisinde bir grubun ortaya çıkarak, iktisadi ve toplumsal süreçleri yöneterek, bir politik devlete dönüşmesi şeklinde gerçekleşmemiştir. Bizde modernleşme bir devlet sorunu olarak ortaya çıkmıştır. Modernleşmenin öznesi de nesnesi de devlettir. Çünkü bizde devlet her şeydir.” diyerek devam eden Prof. Dr. Coşkun, 2. Mahmut’u kavrayamadığımız takdirde 2. Abdülhamit’i, 2. Abdülhamit’i kavrayamadığımız takdirde Mustafa Kemal’i ve Mustafa Kemal’i kavrayamadığımız takdirde de cumhuriyet dönemi siyasilerini kavrayamayacağımızı ifade etti.

Prof. Dr. Coşkun, bizde Batı geleneğinden farklı olarak toplum devlet ilişkilerinde devletin esas aktör olduğunu, Batı’da sınıf çıkarı merkezinde oluşan devletin, bizde ise topluma yaslanarak meşruiyetini sağladığını belirtti ve ya devlet başa ya kuzgun başa gibi söylemlerin toplumumuzda yer edinmesinin boş yere olmadığını ifade etti.

Bizde modernleşmenin topluma karşı görevlerini yerine getiremeyen devleti güçlendirme ameliyesi olarak başladığını belirten Prof. Dr. Coşkun, Osmanlı modernleşmesinin devlet aygıtını modern usul ve araçlarla yeniden örgütlerken, bir taraftan geleneksel sembollere ve müesseselere de müdahale etmediğini ifade etti bu savını destekler mahiyette şu ifadeleri kulladı: “Meşrutiyet entelektüeli kendi meseleleriyle bir ilişki kurarken bir yandan da batıyı takip ederek modernleşmesi ve Osmanlı’nın, 1878 Osmanlı-Rus harbi sonrası askeri sahadaki eksikliklerinin farkına varıp bu modernleşme anlayışı etrafında orduyu ve askeri düzenleyerek I. Dünya Savaşı’nda bir çok cephedeki çatışmalarda başarılı olması ve sonuçta İslam coğrafyasında sömürgeyi yaşamayan tek bölgenin Türkiye olması bunun en güzel örneğidir”

Prof. Dr. İsmail Coşkun, Türk modernleşmesinde birinci kırılmanın 1923 ve yeni devletin kuruluşu ile başladığını ve bu modernleşme sürecinin, Osmanlı modernleşmesinden farklı olarak, bütünsel, programlı, devlet aygıtının güçlendirilmesinden çıkıp, her düzeyde, kamusal ve toplumsal yeniden biçimlendirme programına dönüştüğünü belirtti. Ancak, bu modernleşme sürecinin toplumla devlet arasında meşruiyet ilişkisine hasar verdiğini ve bu kırılmanın süreklilik arzettiğini söyledi. Bu modernleşme çabalarının devletin topluma yabancılaşması sorununu doğurduğunu ve topluma yaslanmayan devletin de sonuçta batı karşısında güçsüz duruma düşeceğini belirtti.

Modernleşme serüvenimizde ikinci kırılmanın 1960 askeri darbesi sonrasında başlayan modernleşme dönemi olduğunu vurgulayan İsmail Coşkun, o dönemde yaşanan askeri tasfiyenin topluma verdiği zarara dikkat çekti ve devlet krizi büyüdükçe tasfiyelerin sürekli hale geldiğine değindi.

Prof. Dr. İsmail Coşkun, Türk toplumu modernleşirken yaşadığı kırılmalarda sorunun asıl kaynağının toplumun içindeki güçlenen aktörlere hedef ve misyon verememe, onlara kendini gerçekleştireceği bir alan yaratamama, yani taşıyıcı kapasite oluşturamama ve toplum ve devlet ile toplum ilişkisindeki kırılma sonucu ortaya çıkan meşruiyet krizi olduğunu ifade etti.

Sözlerini “Siyasi aktörler gelir geçer. Temel sorun modernleşmenin güçlü bir devlet olamama ve toplumsal bir kapasite yaratıp yaratamama sorunudur. Devlet ve siyasi otorite sorunun farkındadır fakat bunu aşabilecek bir çözüm yaratamadığı için sorundur.’ diyerek noktaladıktan sonra Prof. Dr. İsmail Coşkun, daha sonra kendisine yöneltilen sorulara cevap verdi ve ardından konferansımız sona erdi.

Hazırlayan

Merve ÇINAR (Giriş 2)