Yeni mi Yıl?
Yeni yıla ve siz sevgili okura selam olsun. Senenin devrilmesine az kalmışken bu yeni yıl meselesine biraz kafa yordum. Yeni olanın ne olduğunu, kime ve neye göre yeni olduğunu düşündüm. Önce bunun öznel bir şey olup olmadığı üzerine durdum. Bir noktada öznel bir şey gibi geldi çünkü herkesin kendisine ayrılmış olan zaman dilimindeki keskin tasniflerden biriydi bu dört basamaklı sayı. Sonra döndüm ve ilk anlamdan soyutlayıp manasına döndüm. Dedim ki tamam yeni yıl, yeni son hanesi bir sayı artırılmış yıl demek ama bunun muhataplarındaki karşılığı nedir? Böyle düşününce bu yeni yıl meselesi öyle çok da öznel gelmedi. Baya baya toplumsal ve statüsel bir kavrama dönüştü. Zaten kapitalizmin adını koyduğu bir şeyin statüsel olmama imkanı da yoktu. Toplumun bir kesimi için yeni yılın manası asgari ücrete yapılacak zamdı mesela. Bir başka kesim içinse portföyünü genişletme hedefleri. Yani aslında saatin on ikiyi geçmesiyle birlikte bir enjeksiyon etkisi göstermiyordu bu yeni yıl. En fazla insanların ilk birkaç hafta yazdıkları beş rakamını altıya çevirmekte ustalaşmasını sağlayacaktı. İşte bu sebeplerden yeni yılın manası yeni yıldan beklentilere göre kümelenip bazı topluluklar oluşturuyordu. Bu sayıda sizleri ve yeni yılı selamlarken bu kümelere ayrı ayrı yeni yıl dileklerinde bulunuyorum sevgili okur. Öncelikle yirmi altı yirmi beşten bir fazla olsun. Aratmasın eskiyi. Sonra başarı isteyene başarı, zam isteyene enflasyon oranından yüksek bir zam getirsin. Yeni yılda hasta olanlarımız şifa, dertli olanlarımız deva bulsun. Ha bir de yeni yıl dergimize bol bol okur, kalemimize güç getirsin. Kümelerden çıkarak bu yeni olan yıl hepimize mutluluk ve huzur getirsin. Yeni yıla ve siz sevgili okura selam olsun.
Yusuf Ekrem ÇELEBİ
İçinde bulunduğumuz senenin sonuna yaklaştığımızda kendimizi bazı duygu halleri içinde bulabiliriz sevgili okur. Geride bıraktığımız koca bir senenin maziye karışacak olması ile tuhaf fakat aynı zamanda tanıdık bir hüzün duyarız. Bu hüzne ise yaklaşmakta olan senenin telaşları, beklentileri ve ümitleri eşlik eder. Takvim yaprakları inceldikçe bu duygular ağırlaşır. Oysaki tam da geçen yıl bugünün üzerinden de bir sene geçmiştir; ancak geçmiş yılın rastgele bir zamanı önümüze bir hatıra yahut bir iz ile kendini anımsatmadıkça, “üzerinden şu kadar geçmiş” diye çoğu zaman durup düşünmeyiz. İşte kıymetli okur; yılların birer farkla değişen rakamları, belki de zamanı somutlaştırdığı için bizim düşünme biçimimizi etkiler, mazi ve istikbal fikirleri belki de bu sebeple daha katı ve belirgin birer kalıba yerleşir. Zamanı çoğu zaman suya benzetir, “su gibi akıp gittiğini” söyleriz. Halbuki mazi, ân ve istikbal bugündedir sevgili okur. Maziye duyduğumuz hüzün ve geleceğe dair umutlarımızla şimdiyi yaşarız. Akıp giden insan ise bunlar üzerinde aynı anda yolculuk yapar. İnsanın yolculuğu ise ne geçmişin hatıralarınadır ne de yarının planlarına. İnsanın yolculuğu kendi benliğinedir. Yılların bitişi de belki de bu sebeple bizi bir anlığına durdurup düşündürür. Zamanı değil, kendimizi fark ederiz. Çıkardığımız bazı sayılarımızda bize ayrılan bu sayfalarda yine “zaman” olgusunun yörelerinde dolanıp durmuşuz değerli okur. Belki de rakamlar aynıyken de kendimizi fark etme gayretini güttüğümüzdendir zamana takılıp kalışımız. Yeni seneyi karşılarken Rengâhenk’in yeni sayısı ile sizleri selamlarız…
Beyzanur KANDEMİR
