“Taşınmak” ve “Taşmak”
Sevgili okur altmış beşinci sayıya hoş geldin sefalar getirdin. Sefa kelimesinin anlamı gönül rahatlığı demekmiş. Altmış beş sayıdır gönülleşmenin mutluluğu ile sizleri selamlarız. Sizlere bu sayıyı bahşederken neden bahsedeceğimiz üzerine editör ortağımla istişare ettik. Güncel hayatımızla ilgili bir olgu arayışına girdik ve bulduk. Taşınmak. Esasen bir yerden bir yere hareket etmek anlamına gelen bu kelimede bir de amaçsal kök gizli. Taşmak. Evet sevgili okur ‘niçin taşınırız’ sorusunun cevabı soruda gizlidir. Çünkü taşarız. Bulunduğumuz yere sığamadığımızdan yahut sığabileceğimiz yerde bulunmak arzusundan taşınırız. Elbette fiziki olarak bedenimizi yerleştirememek yahut kendimize bir kap bulmak değildir söz konusu olan. Söz konusu olan varlığımızı bulunduğumuz yerde güçleştiren etmenlerin varlığıdır. Kimimiz aşından sebep taşar, kimimiz aşkından. Kimimiz dört duvara taşar, kimimiz dört duvardan. Nadiren mutlu olur insan taşındığından, çoğu zaman hüzünlüdür taşınmak. Hep -eşek arısının sakarı kadar olsa da- bir şey unutulmuş yahut o hengamede bir şeylerden vazgeçmiş olunur. Yüktür zaten her şey ve eksiltirken önce en eski şey bırakılır geride. Ve esasen en eski şey insanın ta kendisidir. Kendinden ne götürebilirse onu götürür. Hep ekmek aldığı yer, titrek sokak lambası, köşedeki paslı çeşme yolu düşerse gözünden taşan bir damla olur en fazla. Peşinden taşan son şey ise eşrafın elindeki bir sürahi su olur. Satırlarımızı taşırmadan selam ederiz. Taşın, taşın gelin efendim.
Yusuf Ekrem ÇELEBİ
Merhabalar kıymetli okur. Koskoca bir senenin daha yazını yaşadık, sıcağında yandık ve nihayet sonuna ulaştık. Allah ömürler versin, çok sevgili dedem ağustosun 15’inden sonra eşek arısının sakarı kadar kış girermiş derdi. Buradaki “sakar” arının yüzündeki küçük renkli alanı ifade eder. Bir arının yüzündeki belli belirsiz noktanın ölçü alındığı bu mevsim geçişi, insan bünyesinde de aynı ufaklıkta olsa da etkilerini gösterir. Aslında yılda dört defa yaşadığımız bu geçiş, editör ortağımın da dikkat çektiği gerçek dünyamızdaki bir eylem ile yakından ilişkilidir: Taşınmak. Evet sevgili okur, biz yılda dört defa mevsimden mevsime taşınırız. Bu eylemimize en başta tabiat ana, bastığımız toprak örtüsünden tenimize değen havaya kadar çevremizi değiştirerek eşlik eder. Bizler de bu değişime ayak uydurur; giyimimiz kuşamımızla, yiyeceklerimiz içeceklerimizle o mevsime taşınırız; o mevsime taşarız. Yaşadığımız şey bu açıdan bakıldığında gerçekten de bir “taşma”dır. Zira kışın yazı özleyen insan, yazın da soğuğa tamah eder. Bu özlemi, Yaratıcı -şüphesiz ki yarattığını çok iyi tanıdığından- sadece birkaç ayla sınırlı tutmuştur. Söz gelimi şu birkaç ay süren sıcaklar biraz daha uzayacakken, Ağustos 15 geliverir; tüm mahlûkat minik bir arının bedenindeki iz kadar sonraki mevsime, hazana taşıveririz. Bazı taşınmalara sonrakine duyulan özlem kadar hüzün bulaştığı da olur. Fakat dediğimiz gibi, Yaratıcı yarattığını tanır, nasıl ki hazan daim değildir, baharı sayıklatır; hüzün de baki değildir, geçici dünyanın tesellisidir. Daima tazelenerek taşınmak, taşmak temennisiyle değerli okur. Rengâhenk 65. Sayımız sizlerle.
Beyzanur KANDEMİR
