22 Şubat 2024

Prof. Dr. Mustafa Fayda- 25/02/2017

Hz. Peygamber ve Ashabın Çevresinde Ahlak

“Kaybolan Ahlakın Peşinde” üst başlığıyla gerçekleştirilen Konferans/Panel/ Açık Oturum dizisinin dördüncü faaliyetinin konuğu, “Hz. Peygamber ve Ashabı” başlıklı sunumuyla Prof. Dr. Mustafa Fayda oldu.

Prof. Dr. Fayda, Konya İlahiyat Fakültesi’ndeki hocalık yıllarında uzun yıllar boyunca gözlemlediği kadınların ilahiyat fakültelerine yönelimlerine dair görüşlerini aktararak konuyu giriş yaptı. Okuyan kadın sayısındaki artışın sevindirici olmasına karşın, ilahiyat fakültelerinde böylesi bir yoğunluk karşısında endişeli olduğunu aktaran Prof. Dr. Fayda, İslam dünyasında bazı kitlelerin kadına bakış açısına Kadınla fitne arasında doğrudan bir bağ olduğuna inanan Müslüman erkek topluluğunun bulunduğunu ve kadınlarımızı ev ile konumlandırdığımızı ifade ederek eleştirel bir yaklaşım getirdi.

Ahlak konusuna giriş mahiyetinde ademe, yani yokluğa matuf olmayanlardan bahseden Prof. Dr. Fayda, uzmanlık alanının Hz. Ömer olduğunu söyleyerek ondan örnekler verdi. Prof. Dr. Fayda yokluğa matuf olmayanlara dair: “Hepimiz Hz. Ömer’i biliyoruz, ancak aynı dönemde yaşamasına rağmen birçok insan günümüzde hatırlanmıyor, bilahare gelecek nesiller için de bugün yaşayanların durumu farklı olmayacak ve yok olacaklardır. Peki Hz. Ömer’i bizlerin nezdinde unutulmaz kılan neydi? Bu konuda birçok gerekçe sayılabilir, lakin asıl sebep öncelikle Hz. Peygamber’in (SAV) tedrisatından geçmiş olması. Yani peygamber ahlakıyla ahlaklanması. Ancak bir peygamberin ahlak, terbiye ve düsturunca eğitilmiş bir kişi manen ölümsüzlüğü tadabilir.” dedi.

Prof. Dr. Fayda konuşmasının devamında, Hz. Muhammed’in (SAV) yaşadığı topluma dair şunları söyledi: “Hz. Muhammed’in (SAV) içerisinde bulunduğu toplumu cahil hükmü ile yaftalıyorlar, cahiliye diyorlar. Bizde cahiliye deyince akla hemen bilgisizlik gelir. Hâlbuki Arapça’da ‘zulmetti’ demektir; cahiliye çağı zulüm çağıdır. Yoksa Araplar dünyadan habersizdir, cahildirler demek doğru değildir. Okuma yazma yok diyorlar; okuma yazma o dönemde dünyanın her yerinde az. Siz 20. ve 21. asırla mukayese ederseniz şaşırırsınız.”

Prof. Dr. Fayda, cahiliye dönemine dair ek olarak: “Ahlak kaidesi onlarda mürüvvettir. Onların anladığı ahlak kaideleri şecaat, kahramanlık; kerem, iyilik yapmak; seha ve cuud, yani cömertlik ve vefa. Ama bunları kabile inanışı için kullanıyorlar çünkü ahirete inanmıyorlar ve bu davranışları da göze hoş görünmek, kabile içerisinde dikkat çekmek, sevilmek ve düşmanlarına korku salmak için kullanıyorlar. Yani dünyevi kabileci bir ahlak anlayışı var. İslamiyet ise işte bu noktada ayrılmaktalar.” dedi. İslamiyet’in yeni bir ahlak kaidesi getirmediğini; var olan ahlakı yaşanabilir, güzel olarak uygulanabilir hale getirdiğini ve bunu da Hz. Muhammed’in (SAV) “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” Hadis-i Şerif’i ile açıklayabileceğimizi ifade etti.

Prof. Dr. Fayda sözlerine, “Allah Peygamber’i (SAV) ahlaki ve dinî güzelliklerle donatmak istiyor ve Kuran’da da ‘Sen güzel ahlak örneğisin’ diyerek amacını ve isteğini belli ediyor.” diyerek devam etti. Hz. Muhammed’in (SAV) “Ben, ceddim İbrahim’in duası, kardeşim İsa’nın müjdesi, annem Amine’nin rüyasıyım.” hadisini aktararak bizlerin bu konuda düşünmemizi istedi. Hz. Muhammed’in (SAV) yalnız beşir değil, aynı zamanda muallim olduğunu, Kur’an-ı Kerim’den ayetlerle örnekler vererek vurguladı. Prof. Dr. Fayda, Hz. Ömer’in anılmasının sebebinin Peygamber’in (SAV) talebeliğinde nefsini terbiye etmiş olması olduğunu ifade etti. Hz. Ali’nin cihat sırasında öldürmek üzereyken sırf yüzüne tükürdüğü için düşmanını öldürmediğini ve böyle bir nefs terbiyesinin yalnızca Peygamber ashabından olmakla mümkün olduğunu belirtti ve şunları ekledi: “Hz. Ali, Peygamber Efendimizden (SAV) öğrenmiştir ki yalnız Allah için cihat edilir. Öfke, kin, kadın bunlar yalnızca nefs için yapılan savaşlardır; cihat hükmü içerisinde bulunmaz.”

Prof. Dr. Fayda son olarak Anadolu’nun İslam’la şereflenmesinde önemli rol oynayan medrese ve tarikatlara değindi. Bu konu hakkında, “Medreseyi kuran Selçuklu’dur. Nizamiye Medreseleri Gazali’nin de hoca olduğu medreselerdir. Demek ki yuallim’den medreseye gitmişiz, yüzekkihim’den tarikatlara. Şimdi ben medrese ve tarikat düşmanlarına teessüflerimi arz ederek sözü sizlere bırakıyorum.” diyerek sözlerini noktaladı ve soru cevap kısmından sonra konferans sona erdi.

Hazırlayan

Naciye UYGUN

(Gelişme 2)