14 Haziran 2024

Prof. Dr. Hikmet Kırık- 11/03/2017

“Ahlak”ın Sorunsallaştırılması

Bu yıl “Kaybolan Ahlakın Peşinde” üst başlığı altında gerçekleştirilen Kon­ferans/Panel/Açık Oturum dizisinin beşinci faaliyeti, 11 Mart 2017 tarihinde Doç. Dr. Hikmet Kırık’ın “Rakip Moderniteler Milli Ahlak: Günümüz Türki­ye’sinde Ahlakı Sorunsallaştırmak” başlıklı sunumuyla gerçekleştirildi.

Vakıf Başkanımız Av. Dr. Ali Ürey ve Eğitimden Sorumlu Başkan Yardım­cımız Prof. Dr. Mustafa Delican’ın takdim konuşmasının ardından sözü Doç. Dr. Hikmet Kırık devraldı. Ahlakın her yönüyle hayatın içinde olduğunu diğer yandan da en derin toplumsal sorunların başında gelen bir konu olduğuna dikkat çekerek konuşmasına başlayan Doç. Dr. Kırık, Türkiye üzerine yaptığı tefekkürler sonucu bütün sorunların çıktığı yerin ahlak sorunu olduğunu tes­pit ettiğini ifade etti. Konuşmasına ahlak ve etik üzerine kısa bir kavramsallaş­tırma yaparak devam eden Doç. Dr. Kırık, bu iki birbirinin aynısı denebilecek derecede yakın kavramlar olduğunu ve eş anlamlı olarak kullanılabileceğini ifade etti.

Doç. Dr. Kırık, toplumumuzun ahlakla ilgili herhangi bir düşüncesinin dinden ayrı düşünülmesinin mümkün olmadığını, hatta Batı’da da ahlakın din kaynaklı ve din dışı kaynaklı olarak ele alındığını belirtti. Ahlakı din kaynaklı görenlerin temel argümanının Allah’ın varlığının inkar edildiği bir dünyada ahlakın oluşturulamayacağı olduğunu; buna karşın ahlakın kaynağını din dışı gören seküler ahlakçılara göre Allah’ın varlığı üzerine inşa edilmiş bir ahlak anlayışının, ahlaken hesap verilebilirlikten kaçabilmenin yolunu mutlak an­lamda kapatmış olmayacağı olduğunu ifade etti. Bir insanın dindar olmasının onun aynı zamanda ahlaklı olduğu anlamına gelmediğinin altını çizen Doç. Dr. Kırık, bu durumun günümüz Türkiye’si için üzerinde düşünülmesi gereken bir mesele olduğunu söyledi. Doç. Dr. Kırık, Eflatun’un meseleye dair görüş­lerini; kutsal emirlerin ahlakın temelini oluşturmayacağını, çünkü ahlak pers­pektifinden bakıldığında bizden üstün birisinin emrini yerine getirmek zo­runda olmadığımız üzerinden açıkladığını belirtti. Doç. Dr. Kırık, “Eflatuncu görüşe ters bir perspektiften bakarsak Allah daima iyi olanı emreder denebilir. Hiç şüphesiz bu kalben tasdik edebileceğimiz bir ifade. Ancak bu ifadeye kar­şın sekülerlere göre bu ifade bizim insan olarak neyin iyi, neyin kötü olduğunu bildiğimizi varsayar. Bu yüzden bu ifade, üzerinde düşünülmesi gereken bir meseledir.” dedi.  Doğa durumunda ahlakın olmadığını, ahlakın insani bir şey olduğunu ifade eden Doç. Dr. Kırık, dinin bir kaynak olması bakımından ahlakın başlangıcı olduğunu, hatta dinin ahlakla beraber toplumu kurduğunu, toplum varsa ahlakın olmak zorunda olduğunu belirtti. Doç. Dr. Kırık, ahlak konusunda tarihten ve toplumdan bağımsız bir evrensel algıya ulaşmanın mümkün olduğunu örneklerle bizlere ak¬tardı. Konuşmasının devamında Kültürel Boyutlar Kuramı’ndan bahseden Doç. Dr. Kırık, kurama göre bireyci-evrenselci kültür ve kolektivist-tekilci kültür olmak üzere iki farklı kültür ayrımı olduğunu, modernleşme sürecini tamamlamış toplumların bireyci-evrenselci kültüre yakın olduklarını buna karşın modernleşme ve rasyonelleşme süreçlerini tamamlayamamış toplumların kollektivist-tekilci kültüre yakın olduklarının gözlemlenebileceğini ifade etti. Türkiye’nin kolektivist-tekilci kültüre dâhil olduğunu söyleyen Doç. Dr. Kırık durumu şöyle açıkladı: “Bu kültür, liyakat denilip de aslında sadakatin arandığı kültürdür. Kurumsal düzeyde, yani devlette bile bu durum böyledir. Bu toplumsal yapılara göre, kişiler arası ilişkiler görevden önce gelir ve örnekleri çokça mevcuttur.”

Konuşmasına, “Neden toplum olarak evrensel normlar çerçevesinde bir ahlak oluşturamadık?” sorusunu sorarak devam eden Doç. Dr. Kırık, şunları söyledi: “Modernleşme sürecinde kolektivizmden bireyciliğe doğru bir kültürel değişim ortaya çıkmadı, tekilcilik yani grup dinamiği üzerinden evrenselciliğe doğru bir yönelim olmadı. Batılı birey göreceli olarak daha evrenselciyken, Türk bireyi hem değerler hem de formel normlar düzeyinde daha tekilci bir tip oluşturuyor. Türk bireyinin tekilciliği daha çok kolektivist bir kültürün yan ürünüdür. Bu tekilci birey, özellikle kendi alt grubu dışındaki ilişkilerinde ah¬laken kayıtsız ve oldukça bireyci davranışlar sergileyebiliyor.”

Ahlaki çerçevesini çizdiği Türk toplumunun, evrensel toplumsal değerlere sahip olmaksızın nasıl iyi bir vatandaş olunacağını düşünmesini gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Kırık sözlerini şöyle noktaladı: “Eğer bu doğrultuda bir eğilim olmazsa, toplumsal varlığımız için bu kaotik dönem kaygı verici. Şöyle ki; kolektivizm, grubu bireylerden üstün tutmakla bireyi kendi grubundan ve başka gruplardan bireylerle kurduğu sosyal ve siyasal ilişkilerde faklı standartları uygulamaya zorluyor. Bunlar konusunda benim ülkeme dair tespitlerimde hiçbir şüphem yok.” Doç. Dr. Kırık’ın konuşmasının ardından kendisine yöneltilen soruları cevaplamasıyla konferansımız sona erdi.

Hazırlayan

Ahmet ÇAY

(Gelişme 2)