23 Nisan 2024

Prof. Dr. Gülay Öğün Bezer- 18/01/2014

“Selçukluların Medeniyet Anlayışı”

KOCAV, 2014 yılının Konferans/Panel/Açık Oturum dizisinin ilk faaliyetini Medeniyet, Sanat ve Estetik üst başlığı altında Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gülay Öğün Bezer hocamızın, Anadolu Selçuklu Devleti’nin Medeniyet Anlayışı adlı konusuyla gerçekleştirmiştir.

Hocamız Selçukluların, Türkiye tarihi açısından önemine vurgulayarak, Selçuklular bu toprakların Elif-Basıdır diyerek konuya giriş yapmıştır. Selçukluların, Oğuz Boyu’nun Kınık koluna mensup olduğunu ve Orta Asya’dan sosyal, siyasal, ekonomik şartlar nedeniyle Hazar bölgesinin kuzeyine göç edenlerin aksine bu sefer ki güzergâhın ilahi işaretle Hazar bölgesinin güneyine muhaceretin vuku bulduğunu ve böylelikle Selçukluların İslamiyet’le müşerref olduklarını belirtmiştir.

Müslüman olmalarıyla birlikte, Türkleri, İslam dünyasını ve dünyayı ilgilendiren önemli bir dönüm noktası gerçekleşmiştir. Bu muazzam imtizaç 1040 Dandanakan Savaşı ve Büyük Selçuklu Devleti’nin kurulması ile taçlandırılmıştır. Yeni bir yurt arayışıyla gelen Türkler, sultanlarının bilinçli bir politikası ile hem yurt arayışında bulunmuş hem de cihat anlayışını gerçekleştirmesini sağlayarak Anadolu’ya yerleşmişlerdir. 1071 Malazgirt Savaşı ile de tarihi bir dönemeç gerçekleşmiş, Bizans Devleti’nin omurgası kırılmış ve artık Anadolu vatanlaştırılmaya başlamıştır.

Türklerin taht kavgaları, Tuğrul Bey zamanında da devreye giriyor ve Sultan vefat etmeden Amcazadesi Kutalmış, hak iddia ediyor. Fakat savaşta vefat etmesiyle dört oğlunu rakip olmasın diye Alpaslan tarafından hapse atılıyor. Fakat Fatimi fedaisi tarafından Alpaslan’ın şehit edilmesiyle hapse atılanlar Anadolu’ya kaçmayı başarıyorlar. Aralarında, Süleyman Şah, 1075’de İznik’i fethederek, Bizans’ın ensesinde soluğunu hissettirmeye başladı ve Bizans’ı kontrol altına aldı. Büyük Selçuklu Devleti’ne rağmen ve onay almadan Türkiye Selçuklu Devleti’ni kurdu. 35 seneden beri Anadolu’ya gelen Türkleri bir çatı altında toplanmasını sağladı. Karadeniz’in kuzeyinden göç eden Türklerden farkı ise Avrupa’ya o bölgeden gidenler şuan yok olmasıdır. Türklerin Müslüman olması, iki değerli katkı sağlamıştır. Biri, Bizans Müslümanlara karşı yeni ataklar yapmaya başlamıştı ve Türkler, Müslümanları bu atağa karşı korudu. İkincisi ise Şii hareketi nedeniyle İslam dünyası bölünmüş halde idi. Mısır, Endülüs ve Abbasilerde halifelik makamı bulunmaktaydı. Selçuklu Türkleri, müfrit şia olan Haşhaşi’lere karşı önlem almak için medreselerin açılmasını sağlayarak zemin hazırlamıştır.

Bizans’a bu kadar yakın olan Süleyman Şah Bizans’ı imha mı edecek yoksa başka bir politikası mı var diyerek soru yoluyla anlatımına devam eden hocamız, Ortaçağ tarihçisi olan büyük hocalarının neşrettiği eserlere, naçizane bir katkısının olduğunu söyleyerek, katkısının ne olduğunu açıklamaya başlamıştır.

Bizans’a fetih yerine anlaşma yapan Süleyman Şah, bu sayede meşruiyetini de sağlıyor. Süleyman Şah Bizans’ın çok yakınına ilerlemesine rağmen arkasında kara delik vardı. Bizans’tan alınan yerlerde sadece siyasi askeri yapılanma sağlayıp devlet kurmakla yetinilemeyeceği, sosyo-ekonomik şartlar üzerine medeniyet inşa edilmesi gerektiğini düşünülmüştür. Ve böylelikle Bizans ile Arap, Sasani ve Türklerin mücadelesi dolayısıyla jeo-stratejik önemi tahrip olması ve yeterli alt yapının olmaması, doğuya doğru yönünün doğrulmasına neden olmuştur. Ticaret yollarının önemi harici, buralar fakirleşmiş ve tenhalaşmıştır. Doğu tarafında Türk-İslam dokusu yok. Mısır, Suriye, Irak bölgesi yaradılış itibariyle öneme sahip ve birbirlerine muhtaçtırlar. Bu sebeple de buraların istikrarlı olması için bir muktedirin elinde olmaları gerekmektedir. Tarih tekerrür eder, Süleyman Şah’ın ölümü üzerine oğulları Melikşah tarafından hapse atılıyor ama Melikşah’ın da vefat etmesi üzerine Kılıçaslan hapisten kaçıyor ve de yüzünü doğuya çeviriyor. Medeniyeti inşa etmek için ilk olarak da Malatya’yı kuşatıyor. Fakat bu sefer de Haçlı ordusu gelmesiyle Konya ile çevresi kalacak şekilde toprakları geriliyor ve Urfa, Antakya ve Kudüs’te Haçlılar devlet kuruyorlar. Tam da Türkiye Selçuklu Devlet’i doğum aşamasındayken oksijensiz kalmaya zorlanıyor. Bir tarafta Bizans, Toroslarda Ermeni derebeylikleri, Danişmendiler, aşağı tarafta Haçlılar, diğer tarafta Büyük Selçuklu Devleti ve sahillerle de irtibatı kesilmiş bir vaziyetle karşı karşıya kalmıştır. Ve 50 yıllık gecikme bir bedel ile ortaya çıkacaktır. Doğudaki hedefi için tek açık kapı İran yolu kalmıştır. Oradan da nüfus olarak faydalanmıştır.

Türkiye Selçuklulara ait Anadolu’da ilk medrese Konya İplikçi Medresesi’dir (1201). Devletin iş gücü için, devlet adamları oradan sağlanıyordu fakat bu vaziyette eksiklerin olması nedeniyle İran’dan Moğol istilasıyla gelen şahsiyetler şartsız buralarda istihdam edilmiştir. Kendi iş gücünü yetiştirebilmek içinde Farsça bilmek gerektiğini düşünerek devletin resmi dilinin Farsça olmasına sebep olmuştur. Dil düşünce dünyasıyla birlikte geldiği için medeniyet inşa etme düşüncesinin gecikmesine neden olmuştur. Bu da büyük bedeller ödetmiştir. Türkçe adlar taşımayan hükümdarlar ortaya çıkıyor ve 13. asra kadarda çok az Türkçe eserler yazılıyor. Kısaca İranlılaşma başlamıştır. Bunun farkında olan Kaşgarlı Mahmut, Divan-ı Lügati’t-Türk adlı eserini yazmıştır. Düşünce dünyası devşirildi ve Kaşgarlı Mahmut İslam’ın farklılaşacağı endişesinden, eserinde bir dünya dili olarak Türkçe’nin olmasını istiyordu. Devlete karşı sorunlar ortaya çıkmaya başlıyor, yabancılar gulam sistemiyle devlette görev alıyorlar ve gulamların devlet başındakilerinin boylar birliği olan Türkmenlere karşı küçük görmeye başlamasına neden oluyor. Böylelikle de Türkmenlerin düşmanlık beslemelerine ve yabancılaşmalarına zemin hazırlıyor. Aidiyet duygusuna sahip olmayan gulam mensupları devletin Moğollara teslim olmasına neden olmuştur. Bu yüzden Türkmenler arasında ayaklanmalar gerçekleşti. Türkmenler gelişemeyip entegre  olamayınca sonuçları bugünü bile ilgilendiren Alevilik meselesinin doğuşu gerçekleşti.

Farklı bakış açılardan konuyu ele alan hocamız, tarih şuuru kazandırmanın idrakiyle muntazam anlatımının ardından sorulan soruları cevaplamasıyla programımız sona erdi.

Yeni bir yurt arayışıyla gelen Türkler, sultanlarının bilinçli bir politikası ile hem yurt arayışında bulunmuş hem de cihat anlayışını gerçekleştirmesini sağlayarak Anadolu’ya yerleşmişlerdir. 1071 Malazgirt Savaşı ile de tarihi bir dönemeç gerçekleşmiş, Bizans Devleti’nin omurgası kırılmış ve artık Anadolu vatanlaştırılmaya başlamıştır.

Hazırlayan

Meryem KARAKULAK

(İhtisas 2)