18 Nisan 2024

Bekir Sıtkı Erdoğan- 30/04/2011

Şiir ve Edebiyat Yolunda Medeniyet ve Çağdaşlık

Nisan ayı konferanslarımızın son konuğu şiir dostu, şair ve yazar Bekir Sıtkı Erdoğan’dı. Ahde Vefa Sunumu’nu müteakip iş adamı Rasim Cinisli’nin takdimleri ile kürsüye gelen Bekir Sıtkı Erdoğan, “Medeniyet ve Çağdaşlık”ın edebiyat üzerindeki etkilerini şu sözlerle aktardı:

“Dünyaya bir vazife ile geldiğimize inanıyorum. Her yer, her şey bana feyiz veriyor, her şeyde bizim için aşikara çıkmayı bekleyen sırların olduğuna inanıyorum. Şiir ve medeniyet yolunda, ‘Medeniyet’ nedir? Medeniyet insanlık demektir. Biz insanlık eğitimi almaya geldik; insan gibi insan olmak için bu dünyadayız. Bu aralar edebiyatta çağdaşız! Peki çağdaşlık nedir, ne olmalıdır? Öncelikle çağdaşlık edebiyatımızı yok etmemelidir. Ustaların milim milim meydana getirdiği şeyleri yıkmadan, onların üzerlerine bir şeyler ilave ederek şiirde çağdaşlık elde edilir. Edebiyatımız çok yıprandı; geçmişte edebiyat akımlarındaki eskiyi at çağdaşa geç mantığından edebiyatta bölüne bölüne ufalandık, ufaldık.

Şiire geçişte, insanlık eğitiminde önce insanı incelememiz gerekiyor. İnsan üç parçada değerlendirilir: beden yapısı, akıl yapısı ve duygu yapısı. Bu üç ayaklı dayanağın üzerinde duruyoruz. İkisi üzerinde durursak devrileceğiz. Tek ayakla hiç olmaz. En iyisi üç ayağın da desteğinin sağlam olması lazım. Beden ve akıl yapısının eğitimi için üniversiteler dışarılara taştı. Benim dönemimdeki gibi liseyi bulamaz halde değilsiniz artık. Peki duygularımızı nasıl eğiteceğiz? Aklımızı geliştireceğimiz fizik, matematik, geometri gibi müsbet ilimler var. Ama hangi müsbet ilim, fizik, kimya, matematik hangisi acaba ‘şehitliği’ anlatabilir bize; var mı anlatabilen? Kim anlatacak bunu bize? İşte şiir… Şiir, edebiyat işte burada devreye girer. Şiir, ilahiler veyahut da musiki…

 Roman, en çok sözü olan türdür; daha çok düşünceye yer verir. Hikaye ikisini dengeler; şiir ise duyguların öne geçtiği bir türdür. Düşünceler, şiirde yemekteki tuz kadar yer alır. Ben halk edebiyatı kürsüsünde devam ettim ama divanı da çok severim. Divanın dilini halkım anlamıyor. Anlamayınca sevmiyor. Anlaşılmaz, zümre için oluşmuş bir dil olması yönüyle beğenmiyorum. Edebiyat halk içindir, millet içindir, hepimiz içindir. Ben Yahya Kemal, Faruk Nafiz ustalarımızın yolundan gittim. Onların getirdiği imalesiz, zihafsız aruzu kullandım. Onların açtığı yolda devam ettim. Divanda sade bir dili, halkımın anlayacağı dili tercih ettim. Oluşturduğum divanımda da bu mirasımıza getirdiğim yenilik “Aşk ve Şarap” yerine bugünkü duygularımızı yerleştirmek oldu. Şiirlerim benim değil, bizimdir; ben getirmedim koşma şeklini, hece şekillerini, bunlar bizim mirasımızdır. Bu miras duruyor bir şey olmadı çok şükür. Ancak bundan vârislerin haberi yok, başka şeylere daldılar. Divanımı yazarken ‘Nihai’yi mahlas edindim. Neden nihai? Nihayete kalmış. Edebiyatta şiir yarışmasında en arkaya, en sona kalan sonuncu nihai kişi… Kesinlik, sonluk, son sözü söyleyen bunun için seçtim bu kelimeyi.”

 Konferansın sonlarına doğru henüz yayımlanmamış olan divanından bir tevhit, bir niyaz ve bir de gazel paylaşan Erdoğan, gençlere de şu telkinlerde bulundu: “Aranızda şiirle uğraşanlarınız vardır. Unutmayın! Nazım nizamdan gelir. Edebiyat edepten gelir edepli olan insan nizamı bozmaz. Bana miras kaldı bunlar, ben bu mirasları kullanmasını bildim, becerdim. Bu da öğretmenliğimin son bir dersi olsun. Sakın edebiyatımızın binlerce yıllık mirasından vazgeçmeyin; binlerce yıllık güzelliğini inkâr etmeyin, alın mirasınızı iyi öğrenin çağdaşlıkla atmayın değerlerinizi; bir yenilik yaparsanız da bunların üzerine oluşturun yeniliğinizi gençler!”

Hazırlayan

Yasemin KARAKULAK

(Giriş 2)