14 Haziran 2024

Zaferin 106. Yılında Çanakkale Zaferi Ve Ruhu

“İtilaf Devletleri’nin büyük yenilgisi; Osmanlı askerlerinin çok iyi yönetildiğini, komutanlarının maharetli olduğunu gösteriyor. Balkan yenilgisinden sonra bu zafer Türk askerine ve milletine moral oldu.”

Tarihte ve Edebiyatta Çanakkale Zaferi

Yöneticiliğini Dr. Öğr. Üyesi Necmettin Özmen’in yaptığı 18 Mart Çanakkale Zaferi’ni andığımız programımızın konukları Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Beyoğlu ve Kırklareli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ali Kurt idi.

KOCAV’ın bu programları yapmasındaki amacın Çanakkale şehitlerimize vefamızı göstermek olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Özmen, “Çanakkale demek Türkiye demek, bizi geleceğe taşıyan ruh demek. Çanakkale biraz Hasan Mevsuf, Havranlı Seyit Onbaşı, Mustafa Kemal, Hakkı Paşa, Esat Paşa biraz Yeni Zelanda, Avusturya, Hindistan, İngiltere ve Fransa demek. Yani bütün dünyayı ilgilendiren çok önemli bir savaş.” ifadeleriyle anma toplantısına giriş yaptı.

Prof. Dr. Beyoğlu hem İtilaf Devletleri’nin Boğazları ele geçirme planlarından hem de Osmanlı Devleti’nin bu planlara karşı önlemlerinden şöyle bahsetti: “Şark meselesi Türkleri ve Osmanlı’yı Anadolu’dan atmak için ortaya çıkarılan bir proje. Çanakkale’de bir cephe açma fikri, Ağustos 1914’te İngiliz Deniz Bakanı Winston Churchill tarafından gündeme getirildi. Savaş konseyi bu konuda rapor hazırladı ve Batılı devletler Boğazları geçerek Şark meselesini halledeceklerini düşünüyorlardı. Osmanlı kolay lokma görünüyordu; Balkan Harbi’nde hezimete uğramış, paylaşılmak isteniyor ve doğal kaynakları ele geçirilmek isteniyordu. Rusya’nın silah ve malzeme yardımını götürmek ve Rusya’nın ihracat yapmasını sağlayarak buğdayını Avrupa’ya satarak yiyecek malzemelerini temin etmek de amaçlar arasında. Rusya, Kafkasya’da da rahatlatılacaktı. Bu amaçlarla Boğaz’a saldırı planı yapıldı. Çanakkale’yi iyi tahkim etmezseniz Çanakkale geçilebilir. Bu tarihi tecrübeden ders alarak Osmanlı, 1847’lerden beri Kilitbahir ve Seddülbahir Kalelerini yaparak bölgeyi tahkim etmiştir. 2. Abdülhamit döneminde bu tahkimat en üst seviyelere getirilmiştir.”

Savaş Geliyorum Diyor

Prof. Dr. Beyoğlu, 18 Mart gününe giden süreçte yaşanan artçı taarruzları ve verilen karşılıkları anlattı. “1 Kasım 1914’te Rusya’nın doğu sınırımızdan başlayarak yurdumuza taarruza başlaması, 3 Kasım’da Seddülbahir Kalelerinin bombalanmasıyla Çanakkale Savaşı resmen başladıGerekli tedbirler alındı ama İtilaf Devletleri 14 km öteden tabyaları bombaladı. Osmanlı’nın teknolojisi bu kadar iyi değildi. Gemileri vurması için onlara yaklaşması lazımdı. 5 Kasım’dan itibaren Osmanlı da resmen savaş ilan etti. Fransız denizaltısı 15 Ocak 1915’te Boğaz’ı geçme teşebbüsünde bulundu. Tellere takılan mürettebatın bir kısmı mağlup edildi.”

İtilaf Devletleri’nin 19 Şubat 1915’te Çanakkale’ye taarruz ettiğini, uzak mesafeden atışlarla Türk tabyalarını dövdüklerini ancak geri püskürtüldüklerini söyleyen Beyoğlu, bugünün 1807’deki gün olduğunu ve İngilizlerin önemli tarihleri unutmadıklarını belirtti. “İtilaf Devletleri 18 Mart günü dört saatte geçmeyi planlayıp İstanbul’da devleti düşürmeyi planlıyorlardı. Osmanlı’nın döşediği mayınlar İngiliz ve Fransızlar tarafından toplandı. Osmanlı’nın elinde kalan son 26 mayın, İngiliz filosunun çıkarmasına karşılık Eren Koyu’na yerleştirildi. Bunlar İngilizler tarafından görülmemişti. 18 Mart günü sabah 18 geminin bombardımanı ile savaş başladı. Türklerin de ateş gücü iyiydi. Mayınlardan ve Seyit Onbaşı’nın attığı mermilerden hasar gören 7 büyük gemiden 3’ü battı, 4’ü ağır hasar aldı. İtilaf Devletleri Boğaz’dan deniz yoluyla geçemeyeceğine ikna oldu. Eğer geçebilselerdi, bütün emellerini gerçekleştirirlerdi. İtilaf Devletleri’nin büyük yenilgisi; Osmanlı askerlerinin çok iyi yönetildiğini, komutanlarının maharetli olduğunu gösteriyor. Balkan yenilgisinden sonra bu zafer Türk askerine ve milletine moral oldu.” Kara savaşlarının, denizden giremeyenlerin 25 Nisan 1915’te karadan girmeyi denemeleriyle başladığını belirten Beyoğlu, kara savaşlarının 9 Ocak 1916’ya kadar devam ettiğini söyledi.

Kolektif Şuuru Taşıyan Eserler Bu Ruhu Geleceğe Taşır

Şanlı Zaferimizi andığımız 18 Mart gününde ikinci konuğumuz Doç. Dr. Ali Kurt’tan ise Çanakkale Zaferi’nin edebi ruhunu dinledik ve hissettik.

Tarihimizde birçok zaferimiz olduğunu fakat bunları bugün konuşmamıza etkili olmasının, bu ruhun hala var olmasının, edebiyatta Mehmet Akif gibi güçlü kalemlerin varlığı sayesinde olduğunu belirten Doç. Dr. Kurt, “Bir İstiklal Harbi’ni İstiklal Marşı’yla, bir Çanakkale Zaferi’ni Çanakkale Şehitlerine şiiriyle daha farklı konuşuyoruz.” dedi.

Doç. Dr. Kurt, Türk romanı, tiyatroları ve şiirlerinde Çanakkale hadisesini konu alan eserleri farklı yazarlarımızdan örneklendirdi. Cumhuriyet’e kadar çok fazla Çanakkale konulu kitapların ele alınmadığını fakat önemli yazarlarımızın önemli eserleri olduğunu dile getirdi. Mehmet Niyazi Özdemir’in Çanakkale Mahşeri kitabına değinerek Çanakkale ruhunu sadece anlatmadığını, anlatırken yaşadığını söyledi ve hocamızı rahmetle yâd etti.

“Çanakkale Şehitlerine” Şiiri İstiklal Marşı’nın Ön Sözüdür

Çanakkale deyince akla ilk Mehmet Akif ve “Çanakkale Şehitlerine” şiirinin gelmesi sebebiyle konuşmasının temeline bu güzel şiiri yerleştiren Doç. Dr. Kurt, bu şiirin Asım kitabının arkasında yer alan bir manzume olduğunu ve yeni nesilden umutlu bahsedildiğini belirtmektedir. “Çanakkale Şehitlerine şiiri bu bağlamda İstiklal Marşı’nın bir nevi ön sözüdür.” diye vurguladı. Şiirden belli kesitleri okuyarak bizlere örneklendirdi. Çanakkale Savaşı’ndakileri İstiklal Marşı’mızda da bulunan “Korkma!” ünlemiyle yüreklendirdiğini ve bu ünlemin bizlerin genetik kodlarında da olduğunu söyledi. Mehmet Akif’in, Çanakkale Savaşı’nı görmeden Çanakkale Şehitlerine şiirini sanki görmüşçesine anlatabildiğini belirtti.

Doç. Dr. Kurt, Çanakkale Şehitlerine şiirini ikiye ayırmanın mümkün olduğunu söyledi. İlk kısmın Çanakkale’nin geçilmeyeceğini kararlılıkla gösterdiğini, ikinci kısmın ise Mehmetçik için yazıldığı bir destan olduğunu ve şairlerin hatırasına bir anıt diktiğini belirtti. “Mehmet Akif Berlin hatıralarında İstiklal Marşı ve Çanakkale Şehitlerine şiirinde de geçen “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar!” ifadesiyle savaşta teknikle üstün olan Batılıların böyle vahşice saldıracağını öngörmüştür ve bütün bunlara karşın bizim iman dolu göğsümüzü siper edeceğimizi görmüştür. Çanakkale Zaferi’ni İstiklal Marşı ve İstiklal Harbi’nden ayrı düşünmemek lazım.”

Dr. Öğr. Üyesi Özmen yapılan tezlerin azlığı ve çıkan kitapların yetersiz anlatımıyla acaba Çanakkale ruhunu anlatmakta genel bağlamda yetersiz mi kalıyoruz, sorusunu sordu. Prof. Dr. Beyoğlu, araştırma konusunda kuvvetli olduğumuzu fakat bunu sanata dökmekte yetersiz kaldığımızı vurguladı. Bunun için gelecek nesilde birçok sanatçıya, edebiyatçıya ihtiyacımız var diyerek genç nesle seslendi. Doç. Dr. Kurt, “Biz millet olarak günlük almayı sevmiyoruz, böylece birçok temel de gitti ve o travmayı tekrar dile getirmek istemeyen büyüklerimiz oluyor fakat bunu sanata ve sinemaya yansıtmalıyız. Bu konuyu faydaya çevirmeli ve ruhu yaşatmalıyız.” dedi. Şehitlerimize rahmet dilekleriyle sohbet sona erdi.

Haber

Kamile OKUDAN (İhtisas 1)

Sümeyye ÖRNEK (İhtisas 2)