|
|
|
|
Tarihçe
|
|
Aşağıdaki satırlarda ağırlıklı olarak "tarihi" ve biraz da "nostaljik" bir tarihçe kaleme alınmıştır.
Vakfımızın tarihçesi hakkında bilgi verirken ve böylece bir avuç "dostun" bugünlere uzanan "yol arkadaşlığı ve kader birlikteliği"ni
açıklarken, esasen birbirinin devamı olan üç ayrı dönemi göz ardı etmemek gerekir.
I. Kültür Ocağı Derneği Öncesi (1986-1988)
Bu dönemlerden ilki vakfımızın bir anlamda temelinin atıldığı 1986 yılında başlar. Gerçekten de vakfımız temelini, çoğunluğu üniversiteden yeni mezun olmuş, genç ve dinamik, ülkesinin ve milletinin mes'eleleri ile hemhal olan, önerilen çözümleri yeterli bulmayan, bu mes'elelere kendi ekseninde çözüm arayan, belki de en önemlisi belirli "kavanozlara / kalıplara" sığmayan ve sığınmak istemeyen, ancak bu arada birlikten kuvvet doğacağına da can-ı gönülden inanan ve bu amaçla "bilgi bazındaki" kuvvetlerini birleştirmeyi arzulayan bir avuç vatanperver dostun / arkadaşın bu ilk hamlesine borçludur. Bu oluşumun varlık sebebi ise, geçerliliğini şüphesiz bugün de halen koruyan "hizmet arzusu" ve bu çerçevede "Allah rızası"nı kazanma duygusudur.
Başlangıçta "zaman" ve "emek" dışında fedakarlık edebileceği hiçbir serveti olmayan, arayış içindeki bu bir avuç insan, han odalarında, bekar evlerinde ve bazı derneklerin "lütfen" tahsis ettikleri toplantı salonlarında hummalı bir çalışma başlatmış, sohbet, hasbihal, münazara, münakaşa etmiş, fikir ve çözüm üretme sancısı çekmiştir. Bu çalışmalar başlangıçta hemen her hafta, bütün "yokluğa" ve omuzlarına yeni yeni yıkılan "ağır sorumluluğa" rağmen kesintisiz sürmüş ve bugün dahi devam eden uzun bir birlikteliğin ilk adımlarını oluşturmuştur.
Bu çalışmalar ilk meyvelerini vermiş, yolun başında bir ortak program ve varlık bildirgesi hazırlanmış ve bu kapsamda çalışmalara devam edilmiştir. Her türlü çalışmada seviye esas alınacağından, bu aşamada ilk hedef olarak ortak bir "bilgi dağarcığı" oluşturmak amacı ile grup içi seminerler düzenlemek ön plana çıkarılmıştır. Nitekim bu amaç doğrultusunda yaklaşık bir yıl süren bir çalışma yapılmış, bu çalışmalarda asıl olarak bizzat üyeler görev alırken, zaman zaman da dışardan sahasında söz sahibi olan kişilerin yardımı alındığı olmuştur. Bu aşamada ağırlık ortak bilgi dağarcığının oluşturulmasına yönelik olduğundan, faaliyetlerimiz de üyelerle sınırlı kalmış, toplanan meyvelerin gün ışığına çıkartılması için biraz daha olgunlaşması beklenmiştir.
Ayrıca bu dönemde kendi içimizde ihtisas heyetleri oluşturulması ve bunlar aracılığı ile Siyaset - İktisat - Hukuk - Tarih - Kültür ve Sanat - Sosyal Meseleler gibi toplam altı alanda ilmi çalışmalar yapılması hedeflenmiş ise de, çeşitli sebeplerle, özellikle de Araştırma ve İnceleme Heyetlerinin sayıca çok, ancak buna karşılık üyelerinin sayıca az olması nedeniyle, bu hedefimiz hayata tam anlamıyla geçirilememiştir. Burada önemli olan "rıza" amacı ile yapılan ve yapılacak tüm bu faaliyetlerde ağırlığın siyasete değil, hep ilme verilmiş olmasıdır.
II. Kültür Ocağı Derneği Dönemi (1988-1996)
İki yılı aşkın bir süre devam eden bu ön hazırlık devresinin ardından, artık toplanan ve olgunlaşan meyvelerin kamu oyu ile paylaşılması döneminin geldiği düşüncesi ile 1988 yılında Kültür Ocağı Derneği kuruldu. Hemen belirtelim ki amaçlarımız doğrultusunda daha o dönemde bile vakıf kurulması düşünülmüş ve uygun görülmüş ise de, ekonomik açıdan zayıflığımız bu düşüncemizin hayata geçirilmesine engel olmuştur.
Esasen bu dönem bir anlamda "Yediler" ya da "Ali'ler" dönemi olarak da nitelendirilebilir. Zira bırakın dernek merkezini kiralayacak veya donatacak maddi kaynağı, zaten sayısı yirmi beşi aşmayan bu oluşumda yer alanların büyük bir çoğunluğu "akademisyen" veya "devlet memuru" olduğundan, aramızdan dernek kurmak için gerekli olan asgari sayıda üyeyi bile çıkartamamıştık. Bu nedenle dernek ancak dışardan asgari sayıyı tamamlayan iki avukat arkadaşın Ali Ünal Demirtaş ve Ayhan Görünmez desteği ile tüzel kişilik kazanabildi. Zar zor bir araya getirdiğimiz yedi kişilik kurucular listesi Ali Ürey, Atıf Şenel, Ali Kuyu, Ali Çanak, Ali Ünal Demirtaş, Ayhan Görünmez ve Kemal Çapraz'dan oluşmakta idi. Gazeteci kardeşimiz Kemal Çapraz hariç diğer altı avukat arkadaştan dördünün isminin Ali olması bu anlamda hoş bir tevafuk, bu nedenle de Aliler dönemi ismi isabetli değil mi?
Tarihi bir belge olarak ve amacımızın ortaya konulması bakımından Dernek Tüzüğü'ndeki amaç maddesini burada zikretmeden geçemeyeceğiz. Tüzükte derneğin amacı aynen:
“... Türk insanının refah ve mutluluğunu sağlamak, devletine ve milletine bağlı nesiller yetiştirilmesine yardımcı olmak, toplumun kültür seviyesini yükseltmek, Toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmasına katkıda bulunmak üzere her alanda araştırmalar yapmak, yaptırmak, bu yolda yapılanları desteklemek, Yeni nesillere Türk İslam kültürünü gerektiği gibi aktarabilmek için gerekli görülen panel, seminer, konferans ve sair toplantılar tertip etmek, bu konuda ilmi ve edebi çalışmalar yapmak ve yapılan çalışmaları desteklemek ...” şeklinde ifade edilmişti. Bu amaç çerçevesinde o zamanlar kendimize uygun gördüğümüz bir diğer isim olan “Genç Aydınlar” sizce de anlamlı değil miydi?
Tüzükte yer alan bu amaç doğrultusunda, bazı kesintiler olsa da bu dönemde toplam sekiz yıl boyunca
• Gündemin sıkı takibi ile, gündemi oluşturan sorunların dernek içinde ya da kamuoyuna açık platformlarda tartışılması ve bunlara çözüm aranması, önerilen çözümlerin kamuoyuna duyurulması,
• Bugüne kadar uzanan somut mes'elelerin yanı sıra teorik planda "ortak bilgi dağarcığının " zenginleştirilmesi amacına da hizmet eden konferanslar serisinin başlatılması,
• Erol Güngör, Necip Fazıl Kısakürek, Seyyid Ahmet Arvasi gibi milletimize ve kültür mirasımıza büyük hizmetleri geçen şahsiyetler adına düzenlenen sempozyum, toplantı ve yarışmalar yapılması, başlıca faaliyetlerimiz arasında yer almıştır.
Bu faaliyetler çerçevesinde Kültür Ocağı kürsüsünden kimler geçmedi ki? Mesela 1989'da Sovyetlerin dağılmasının hemen ardından bu alanın Türkiye'deki birkaç uzmanından biri olan Doç. Dr. Ahad Andican, Azerbaycan ve SSCB'deki Türk Cumhuriyetlerinin geleceği konusunda dernekte bir konferans vermiştir. Yine bu gelişmelerin Türkiye'yi ne şekilde etkileyeceğinin, tarih ve jeopolitiğin Türkiye'ye sağladığı avantajların tartışıldığı, Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenen 21. Yüzyıla Girerken Doğu-Batı Arasında Türkiye'nin Kültürel Geleceği isimli bir tam gün süren sempozyum, Prof. Dr. Abdülkadir Donuk, Mete Tuncay, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, Yrd. Doç. Dr. Musa Taşdelen, Prof. Dr. Mustafa Erkal, Doç. Dr. Ahat Andican, Atıf Şenel ve Nabi Avcı'nın katılımıyla gerçekleştirilmiştir.
Yine, Güneydoğu Anadolu Projesi'nin güncelliğini koruduğu ve tartışıldığı bir ortamda Yrd. Doç. Dr. Haluk Dursun, GAP ve Ortadoğu Üzerindeki Etkileri, gençlik hareketlerinin tırmanma eğilimine girdiği 1990 yılının başlarında Muhsin Yazıcıoğlu ile Atıf Şenel Gençlik Hareketleri; yabancı dil eğitiminin kaldırılması için hükümetin yapmış olduğu faaliyetler üzerine Prof. Dr. Mustafa Erkal, Yabancı Dille Eğitim ve Sakıncaları başlıklı konuşmalarıyla konuları tahlil etmişlerdir.
Kültür Ocağı faaliyetleri içerisinde, günceli yakalamanın yanında, ülkemizin karşı karşıya bulunduğu problemleri tarihi boyutlarıyla da ele almıştır. Nitekim Doç. Dr. Süreyya Şahin Patrikhane ve Misyonu; Doç. Dr. Ahmet Kal'a, Türkiye'de Sanayileşme ve Milli Burjuvazinin Doğuşu; Dr. Mustafa Budak, Tanzimat-Batılılaşma ve Aydınlar; Doç. Dr. Zekeriya Kurşun, Türk Milliyetçiliğinin Doğuşunda Arap Milliyetçiliğinin Etkisi; Yrd. Doç. Dr. Ali Karaca, Anadolu Islahatı ve Ermeni Meselesi ve Doç. Dr. Ali Akyıldız, Tanzimat Dönemi Osmanlı Merkez Bürokrasisinde Reform konulu konferanslarıyla günümüzde karşılaştığımız bazı problemlerin tarihi temellerine işaret etmişlerdir.
Kültür Ocağı, Türkiye'nin temel teorik problemlerini de tartışmaya açmıştır. Bu amaçla her biri kendi alanında uzman olan kişilerin görüşlerine başvurmuştur. Şöyle ki, Doç. Dr. Ali Murat Daryal, Oruç ve Zekat ; Ahmet Kabaklı, Atatürkçülük; Dr. İlyas Doğan ve Nuri Yaşar, Demokrasi ; Av. Ali Ürey, Laiklik; Sabri Akdeniz, Kültür Emperyalizmi ve Hedefsizlik; Prof. Dr. Abdülkadir Donuk, Hümanizm; Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, İslam Ülkelerinin İktisadi Yönden Yapısal Bütünleşmesi; Nezih Uzel, Batıda İslami Hareketler ve Geleceği; Dr. Durmuş Hocaoğlu, Laisizm Problemine Eleştirel Bir Yaklaşım; Prof. Dr. Orhan Tükdoğan, İslam ve Ekonomik Sistem ve Mustafa Özel, Modern İdeolojiler ve İslam başlıklı konferanslarında ele aldıkları konuları etraflı bir şekilde incelemişlerdir.
Kültür Ocağı, bu millete hizmet etmiş insanları da unutmamıştır. İşte bu anlayışla ahirete intikal etmiş olan büyüklerimizi ölüm yıldönümlerinde bile olsa hatırlamak ve yeni nesillere hatırlatmayı önemli bir görev ve vefa borcu olarak addetmiştir. Bu amaçla 1990 yılında Yrd. Doç. Dr. Osman Sezgin ve Fuat Yavuz'un ve 1996'da da Zübeyde Hanım Kültür Evi'nde Prof. Dr. Ayhan Songar, Prof. Dr. Enis Öksüz, Prof. Dr. Emin Işık, Mehmet Genç ve Mehmet Niyazi'nin katıldığı bir sempozyum düzenleyerek merhum Erol Güngör'ü anmıştır. Yine, merhum Üstad Necip Fazıl Kısakürek, Şair Olcay Yazıcı ile Hüsnü Kılıç'ın ve merhum Seyyid Ahmet Arvasi de Nazım Kuruca'nın konuşmacı olarak katıldığı toplantılarla ölüm yıldönümlerinde anılmıştır.
III. Kültür Ocağı Vakfı (1996 ve devamı)
1996 yılı bizim için yeni bir dönüm noktası olmuştur. Zira bu yıl temel hedeflerimizden birini yıllar sonra gerçekleştirilebilmenin mutluluğunu yaşadık ve halen faaliyetini sürdüren vakfımızı kurduk. Dernek kurmak için yeterli bir maddi güce sahip olmayan, hatta mensuplarının sıfatları nedeniyle kurucu üye sayısına ulaşmakta zorluk çeken bu oluşumun, vakfı, vakıf senedinde isimleri zikredilen otuzu aşkın bir vakıf meclisi ve kendi çapında yeterli bir mal varlığı ile kurabilmesi de gelinen noktanın vurgulanması açısından anlamlı değil mi?
Vakıf senedimizde, vakfımızın amaçları özetle:
“... İlmi bilgi üretimine ve bunu yapacak münevverlerin yetişmesine katkıda bulunmak, bu çerçevede inanan, düşünen ve fikir üretebilen vasıflı kişiler arasında koordinasyon sağlamak, Türk milletine ve değerlerine yabancı olmayan, milletiyle bütünleşmiş güçlü bir kadro yetiştirmek, maddi ve manevi kalkınmada münevverlerin rolünü göz önüne alarak, çeşitli ilim dallarında, ezberci olmayan, araştırıcı ve sorgulayıcı kafaya sahip, manevi şuur sahibi ilim adamları yetiştirmek, Doğrudan doğruya vakıf olarak veya yetişmesine yardımcı olduğu münevverler aracılığıyla bilgi üretimine katkıda bulunmak, Toplumun siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmasına katkıda bulunmak. Bu maksatları gerçekleştirmek üzere her alanda araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bu yolda yapılanları desteklemek, Türk insanının refah ve mutluluğunu sağlamak, devletine ve milletine bağlı, sağlıklı, inançlı, kültürlü, ilmi seviyesi yüksek, modern bilim ve teknolojik bilgilere sahip nesiller yetiştirilmesine yardımcı olmak, toplumun kültür seviyesini yükseltmek ..." olarak ifade edilmiş, ve kuruluşu takiben bu amaçlar doğrultusunda yoğun bir şekilde faaliyet gösterilmiştir. Nitekim bu çerçevede,
• Periyodik toplantı ve konferanslar serisine ara vermeksizin devam edilmiş,
• Bu arada özellikle vakfımız mensuplarının hazırlamış olduğu bazı ilmi eserler yayınlanmış,
• "yok"luk günlerinden, 1995/96 yılından itibaren sırası ile 7, 27, 75 ve nihayet 115 öğrenciye burs verebilen, ayrıca nakdi ve ayni başkaca yardımların yapılabildiği "varlıklı" günlere gelinmiş,
• Yolun başında "akademik kariyerin" ilk basamaklarını tırmanmaya çalışan mensuplarımızdan bir kısmı doçent, hatta profesör unvanına ulaşmış,
• Sessiz de olsa eğitim kurumu ya da kurumları açma fikri tartışmaya açılmıştır.
Kültür Ocağı bu faaliyetleri gerçekleştirmek için çaba sarf ederken, ayrı bir tüzel kişilik olarak, bütün parti, ideoloji, cemaat, cemiyet, etiketlerin dışında ve üzerinde bulunmayı kendisine ana ilke olarak kabul etmiştir. Nitekim on yılı aşkın bir mazisi olan bu birliğin gerçekleşmesine katkıda bulunanların ortak özelliği "belirli bir kavanoza sığmamak" ve karşılıklı mutabakat ile kabul ettikleri tek şart da "belirli bir kavanoza sığınmamak"tır. Buradaki kavanozu insanın ufkunu sınırlandıran her şey olarak düşünebiliriz. Özetle bu oluşumun çalışmalarında "bilgi/ilim" hep temel ilke olmuştur ve hep böyle kalacaktır.
|
|
|
|