Renge Karşı Renk
Siyah, lacivert, beyaz, sarı, turuncu, kırmızı, mor, yeşil, kahverengi, gri, bej, lila, eflatun, turkuaz, bordo, mavi… Hepsi birbirinden farklı ve değişik tonlarıyla renkler. Bir renk, farklı tonları ve karşıt (kontrast) rengiyle güzeldir. Ve güzel görünmesindeki sebep hayata daha çok benzemesindedir. Bu, müzikte de böyledir. Bir ezginin ardından duyulan çok farklı (belki de zıt) bir ezgi öncekini daha bir belirgin ve güzel yapar. Batılılar buna “kontra puan” (counter point) diyorlar. Bu estetik ölçüyü bir bakış açısı haline getiren ise “kontra puana” bir “puan” daha ekleyen Aldous Huxley. Huxley, Sese Karşı Ses isimli kitabında yirmiye yakın karakteri “resmeder”. Her birinin kendine has bir rengi, ve farklı anlarda çıkardıkları sesleri. Hattâ bir olaya her birinin farklı bakışlarını öyle bir anlatır ki, hepsine hak verdiğiniz olur Hoca Nasreddin’in kulaklarını çınlatarak. Altıyüz sayfa sonunda her bir karakteri, yolda görseniz (duysanız) tanıyacak hâle gelir ve bilirsiniz ki hepsinin sesi beraber güzeldir. Biz bu ölçüyü bir metodoloji yapsak, hayatın yukarda saydığımız (ve sayamadığımız) farklı renklerini (ve dahi tonlarını) size taşımak istesek ne yapabilirdik? Bütün bir hayatın (yahut renklerin) peşinde koşmak gökkuşağına koşmak gibi nafile bir çaba mı olurdu? Peki ya sesler ve o seslerin birbiriyle âhengi? İşte Rengâhenk bütün bu kaygıların bir ürünü. Korkuyu, ümidi, isyanı, doğumu, ölümü, körlüğü, sevgiyi, zulmü, zalimi, mazlumu, hayalleri, boşunalığı, gayreti, hayreti, acıyı, yolları, kaderi, dili, hatırlamayı, unutmayı ve sükûtu… resmetme çabamız. Kokuları ve tadları anlatmaya takatimiz yetmiyor. Ama işte, renkleri ve sesleriyle hayat. Rengâhenk.