Dr. Emin IŞIK
Her Ayın İlk Cuması
Divan Salonu/19.00
BİR ELİF MİKTARI GÜLÜMSEMEK
Bir Elif miktarı gülümsetmek için nazlı hilalin çehresini, tek çekirdekli hurma ağacına benzetmek için bir insanı, Elif gözüyle görmek için selviyi, yüreği delinmiş ney’in duymak için hüznünü bir avuç derya oldu o gece KOCAV’ın sıcaklığını alanlar.
Gövdesinde cihat, dallarında huzur, bağrında emreler taşıyan, gül-i ranadan çıkıp medeniyete dönüşen, eşşiz bir kültürün içindeki manidar sembollerin idrakının varılışına düşüyor bu satırlar.
İçinde inancı anlatan hilalin, kan kokan lalenin, Allah’ın birliğini simgeleyen Elif’in olduğu, hû çeken ney’in yankılandığı kültürümüzün, tedavülünün kalkmasının endişesini dualarıyla yenmeye çalışan hocamız Dr. Emin Işık, Mesnevi yolculuğundaki sohbetinde şöyle diyor:
“Allah birdir emsali ortağı yoktur. Ancak Ehadiyet ile Vahdaniyet arasında fark vardır. Ehadiyet Allah’ın kendi varlığına olan şahadetidir. Vahdaniyet ise bizim Allah’a olan inancımızdır. “Ruh- dilaravi” Hazretleri Ehadiyet Risalesi’nin adını “El- Risalietül-Elif’iye’ yani ‘Elif Risalesi’ demiştir. Çünkü “Allah” kelimesi ile “Ehad” kelimesinin ilk harfi “Elif”tir. Elif bizim kutsal harfimizdir. Allah’ın birliğini temsil eder. Bütün harfler Elif’in kıvrımından doğmuştur. Yaradılışta Allah’la başlamıştır. Allah kainatı yoktan yaratmamıştır. Yok iken yaratmıştır. Allah var olduğu için kainat vardır. Bu durumda biz Allah mıyız diye bir soru sorulabilir:
- Hayır değiliz!
Bütün otlar bitkiler topraktan çıkar ancak yediğimiz elma toprak değildir. Bizde herşeyimizle topraktanız ama toprak değiliz. Her şey Allah’tandır hiçbir şey Allah değildir. Bu İslam inancının temel meselesidir.
Mevlana, Mesnevi’nin bir tevhid dükkanı olduğunu, Allah’a, varlığına, birliğine olan aşkını sevgisini dile getirdiğini , sembol dilinin kullanıldığını söyler. Mesnevi’ye göre Ehadiyetimizde ve İslam medeniyetinde rakam olarak 1, harf olarak Elif, simge olarak hilal, çiçek olarak lale kutsaldır. Hilal ve lalenin kutsal olmasının sebebi; Allah isminin içinde “h”,“l”,“l”,“a” harflerinin olmasıdır. Bayrağın üzerindeki hilalde Allah’ın birliğinin sembolüdür. Sembol büyük kültürlerin alametidir. Büyük bir kültür olan Osmanlı, camilerde, medreslerde hilali, askeriyede ise laleyi kullanmıştır. Lalenin kırmızı yani kan renginden olması, İslam’daki cihatın sembolüdür. İslam’ın yeşil örtüsünün üstüne kanı düşürmemek için camide hilal, kışlada lale kullanılır. İslam medeniyetinin ağacı ise Elif’e benzediği için selvidir. En makbul halı ve seccade selvili olandır. Bütün müslüman mezarlıklarına selvi dikilidir ve mezar taşları Elif şeklinde dik olarak yontulur. Yahya Kemal, “mezarlıklarımız mahallelerimizden daha Türk” derken doğru söylemiştir. Çöldeki kutsal ağaç ise hurmadır. Peygamberimiz dal budak salmadığı ve tek çekirdekli olduğu için insana en çok benzeyen ağacın hurma olduğunu söyler.
Makamımız ise yeryüzünün merkezi olan Kabe’dir. Kabe’nin etrafında tavaf etmek Allah’ın etrafında pervane olmaktır. Nasıl bayrağı selamlarken çaputu değil bayrağın üzerinde taşıdığı anlamı selamlıyorsak tavaf ederkende kabeyi değil onun Rab’bini tavaf ederiz. Ancak Kabe’ye değil Kabe’nin Rab’bini tavaf edildiği unutulursa taşın etrafında dolanılmış olur. İstiklal Marşı’nda da Mehmet Akif, “Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal” derken, aslında hilalin şahsında Allah’a seslenir.
Ehadiyetin sazıda Elif’e benzediği için “ney”dir. Zikri ise hû’dur. “Hû” çok bilinen anlamında “o” demektir. Elif ötre okunduğunda “u”, “ü” ve “o” okunur. Yunus Emre’de buna mütakiben “Elif okuduk ötürü, yaradılanı severiz yaradandan ötürü” dediğinde “Allah’ı okuduk demiştir”. Ney’in zikride Hû olduğu için kutsaldır ve eğlence aleminde üflenmez. Ney’in içi boş olması pisliklerden arındığını, içini ateşle delinerek açılmasıda gönlünün yandığını temsil eder. Niyazı ise insan kalbine en yakın, Allah kelimesinin ilk ve son harfleri olan “ah”tır. Kul canı acıyıp ah dediğinde bile aslında Allah’ı anar. İslamdaki minare Elif harfine, kubbe ise “h” harfine benzetilir. Bütün camilerde sağda minare, solda kubbe vardır. Nitekim uzaktan bakıldığında “âh” okunur.”
Sohbetin sonunda hocamızın, Hz. Mevlana ‘nın “bu ne yıldız falıdır ne kum falıdır ne de rüyadır. Allah biliyor ya, Allah’tan gelen ilhamdır” sözünü hatırlatmasıyla kalbe en yakın olanları seçiyor ve derin bir âh çekiyoruz.
Kalbe en yakın olanı seçmek niyazıyla..
Nurten Hilal ERDOĞAN
GİRİŞ II