Medeniyet ve Sanat”
“Mimarimiz ve Medeniyetimizdeki Yeri”
Prof. Dr. Suphi SAATÇİ
Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Erol Güngör Salonu
13 Şubat 2010/ 17.00
AHDE VEFA
Ahmet KABAKLI
Hilal Atikenur ÜNLÜER(İhtisas I)
“Mimarın İşi Dünyayı Güzelleştirmektir”
“Maneviyatın tekâmülü sevgi ortamı oluşturur
Maddiyatın tekâmülü ise şehirleri güzelleştirir.”
Turgut CANSEVER
Öyle ya; ahlakın, adaletin, tevazunun, milli ve dini terbiyenin yani ki maneviyatımızın içtimai hayatımızı güzelleştirdiği ölçüde, bir de tüm bu hasletlere güzel sanatlar zevkini de ekleyen ecdadımız çevresini güzelleştirmeyi, arkalarından hayırla yâd edilecekleri eserler bırakmayı da ihmal etmemişler ve böylece şehirlerinin çehrelerini değiştirmekle birlikte onları güzelleştirmişlerdir de. İşte bizleri, çevremizde gördüğümüz ya da gör(e)mediğimiz böylesine güzelliklerin farkına vardıran, güzelliklerin altında yatan ince düşünce ve ruh yapısına işaret eden Prof. Dr. Suphi SAATÇİ, Erol GÜNGÖR Salonu’nda bulunan konuklara ‘Mimarimiz ve Medeniyetimizdeki Etkileri’ni anlatmak üzere KOCAVdaydı.
“Medeniyetlerin üç önemli ayağı vardır; mimari, musiki ve yemek kültürü. Bunları elde eden ve koruyup geliştiren milletler büyük medeniyetler kurmuşlardır. Türkler de bunlardan biridir” sözlerinden hareketle, medeniyetimizin oluşumunda mimarinin önemini anlatarak konuşmasına başlayan Saatçi, devamında Malazgirt zaferinden bugüne dek mimarimizin sergüzeştini salondakilerle paylaştı:
Malazgirt zaferi ile Anadolu’ya açılan Türkler, geldikleri bu coğrafyada kalıcı ve zengin mimari eserler yaparak Anadoluyu imar etmişlerdir. Nitekim mimarimizin, bir yandan Türklerin askeri gücünün ihtişamı karşısında geri planda kalması bir yandan da “Türkler göçebe millettir” düşüncesiyle göz ardı edilmesi kaçınılmaz olmuştur.
Anadolu Selçuklu Mimarlığından günümüze kalan anıtsal örneklerin çoğu dini yapılardır. Bunların başında ise camiler yer alır. Niğde Alâeddin Camii, genel görünüşüyle Selçuklu camilerinin tipik bir örneğidir. Bunun yanı sıra saraylar, köşkler ve mezar anıtları da bu dönemin önemli eserleri arasındadır. Taş kabartma figürler ve çini süslemesi bakımından büyük bir zenginlik sergileyen bu eserler “Selçuklu Dönemi Sanatının” ilgi çekici özellikleridir. Ayrıca bu dönemdeki yapılarda yalın bir mimari mekân yaratma çabası hâkimdir.
Osmanlı mimarisine değinecek olursak, çoğu sanat tarihçisinin de belirttiği gibi “Osmanlı mimarisi bir kubbeler mimarisidir.” Gerçekten de Osmanlı’da cami mimarisi çok önemli bir yer teşkil eder. İlk dönemlerde kubbe henüz tam olarak tekâmül edememiş ise de Mimar Sinan’la birlikte bu yönde zirveye ulaşılmıştır. Bu hususta, başlangıçta mekânları çok sayıda kubbe ile örtebiliyorken sonraları tek bir kubbe altında toplayacak profesyonelliğe ulaşılmıştır. Buna Mimar Sinan’ın Selimiye’sini örnek gösterebiliriz. Hem İslam, hem de Hıristiyan dünyasında Selimiye’deki kubbenin benzeri yoktur. Selimiye’de büyük usta mekân birliğini sağlamıştır.
Mimar Sinan’ın bir diğer şaheseri de şüphesiz Süleymaniye’dir. Türkler için Süleymaniye bir cami olmaktan çok kurumlaşmış bir sosyal düşünce, bütün bir tarihi özümseyen bir imgedir. Roma’da San Pietro, Paris’te Noter Dame ve Londra’da Saint Paul gibi, Süleymaniye Külliyesi de kent imgesi ile bütünleşmiştir. İmparatorluğun en simgesel yapısı, peyzaj içindeki konumu ile kentin en güzel siluetinin öğesidir.
Sinan ekolü 16. yy.dan sonra 17. yy. boyunca da devam etti. Bu dönemin en ünlü eseri Sultanahmet Camisidir. Bu dönemde geleneksel mimari devam etmesine rağmen tezyinatta batı sanat akımları etkili olmuştur. Nuru Osmaniye Camisi bu kırılmanın başlangıcı sayılır. Ortaköy ve Dolmabahçe Camileri de Batı etkisi ile yapılan camilerden birkaçıdır. Bir zaman sora da bunlara tepki olarak Neo-klasik üslup denilen akım ön plana çıkmıştır. Bu akımın en büyük temsilcileri ise Mimar Vedat Tek ve Mimar Kemaleddin’tir.
Genel olarak Türk mimarisinin tarihi gelişimi üzerinde duran Saatçi, bugün bulunulan duruma yönelik eleştiri ve tavsiyeleri ile konuşmasını noktaladı.
Kürşad Emre KUTLUK / Tuğba ÇETİNKAYA