KOCAV Şiir Akşamları’nın ikincisinde, Yavuz Bülent Bakiler’i ağırladık…
Şiir- şair ve okuyucuyu, bir gönül divanında buluşturan KOCAV Şiir Akşamları’nın ikincisinde, KOCAV’ın nezdinde Ekrem Kaftan, Yavuz Bülent Bakiler’i konuk etti.
6 Şubat Cumartesi 17.00’de gerçekleşen programa, hasta olmasına rağmen bizleri kırmayıp teşrif eden Yavuz Bülent Bakiler, zaman kavramından hepimizi uzaklaştırdı. Eşsiz tavrı, üslubu, şiirleri ve hayatından hikayelerle hepimizi kendi iç dünyasına çeken Bakiler hocamız; hem hayatından kısa kısa kesitler hem de o kısacık kesitlerin, kendisinde bıraktığı izlenimlerin yansıdığı şiirlerle, dinleyicilerde büyük ilgi uyandırdı. Hocamız sözlerine, ilk olarak, askerde yaşadığı ve onu çok etkileyen bir anısıyla başladı:
“Askerde yedek subay olarak görev yapıyordum. Bir askerim vardı Kırmızı Kemal, derdim ben O’na. Kırmızı Kemal bir gün odama geldi. Annesinin memleketten doktora gitmek için geldiğini ve geri döneceğini söyledi. Bölük komutanından annesine gitmek için izin istediğini ancak alamadığını ve bana bu yüzden geldiğini belirtti. Ben de hafta sonu gidip görebileceğini söyledim. Ama annesinin bir günlüğüne geldiğini bugün mutlaka görmesi gerektiğini söylediği zaman dayanamayıp izin verdim. Gece yarısı, saat tam 24.00’te dönmesini söyledim. Söylediğim saatte dönmez, diyordum gerçi; olsa olsa sabaha karşı gelir, o zaman da direkt eğitime katılır ve problem olmaz. İçim rahattı. Gece saat 22.00’de kapım çalındı. Bir baktım Kırmızı Kemal karşımda. ‘Niye geldin bu kadar erken?’ diye sordum. Benim önüme annesinin ona diktiği pijamayı koydu. Biliyordum ki annesine gittiğini kanıtlamak için gösteriyordu bunu. Bir daha sordum niye erken geldiğini; bu kez de annesinin bana yolladığı çayı verdi. Oğlum burada dolu çay var, niye getirdin, dedim; olsun kumandanım, annem gönderdi, dedi. Ben merakla niye geldiğini bir daha sorduğumda ise artık anlatmaya mecbur oldu. Annesine benim iznimle gittiğini ve gece yarısına kadar ona izin verdiğimi söylediğini; annesinin de ‘Sakın komutanını mahçup etme oğlum... Hadi git sen. Saatlerce burada dursan ben sana doymam. Gözümün karnı yok ki oğlum ben sana doyayım’ dediğini söyledi. Bu söz beni derinden etkiledi. Kırmızı Kemal’i gönderdim ve saatlerce hıçkıra hıçkıra ağladım. Sonra da bu zamana kadar anneme hiç şiir yazmadığımı düşündüm ve Anneme şiirimi ilk o zaman yazdım.”
Bu sözler ardından ilk yazdığı;
Garibin anası pencerelerden
Yanık türkülerle yollara bakar
İncecik yüzünde her akşamüstü
Çizgi çizgi, nokta nokta bir efkâr
....
diye başlayan Analar şiirini okuyarak hem duygulandı hem de duygulandırdı. Daha sonra ise annesi kadar çok sevdiği kayınvalidesine yazdığı Farkında mısın? şiirini bizlerle paylaştı:
......
Seni göremedim diye bu bahar
İçimde bin türlü duygunun isyanı var
Turnaların gök yüzünü sevdiği kadar
Seni sevdiğimin farkında mısın ?
Hocamız sözlerine Anadolu’ya duyduğu sevginin yansıması şiirlerini dile getirerek devam etti. Anadolu Acısı isimli şiirini bizimle paylaştı:
Anadolu, Anadolu, ah Anadolu!...
Bir yanında güzellik, incelik ve nur
Bir yanında bin yıldan beridir süre gelen
Toz-toprak, tezek, çamur
.....
Anadolu için bir çok şiir yazdığını ekleyerek devam eden hocamız “Bir ülkenin iki tane ordusu olması lazım. Birisi kültür ordusu diğeri ise silahlı ordu. Kültür ordusunun gücünün hepsinden fazla olması lazım ki ülke sağlam durabilsin” dedikten sonra, Anadolu Hikâyesi şiirini en içten duygularla kültür ordusunun zayıflığını belirten şu mısralara vurgu yaparak okudu:
.....
Savaşta çiğnetmedim Hilâl’i düşmanlara
Barışta düştü üstüme gölge gölge haç
....
Şiirlerinin önemli bir kısmının teması ‘aşk’ olan hocamız, üniversite yıllarında kendi ifadesiyle yaşadığı ‘platonik aşkını’ ilk defa bize anlattığını söyleyerek; ‘O kadar yan yanaydık ve aynı arkadaş ortamındaydık. Bir kere bile serçe parmağına dokunmadım; şimdiki sevgiler çok değişti’ dedi ve devam etti sevgisinin nasıl temiz olduğunu anlatan en sevilen şiirlerinden bir tanesi olan Şaşırdım Kaldım İşte adlı şiiriyle:
.....
Şaşırdım kaldım işte
Bilmem ki nemsin
Bazen kız kardeşimsin
Bazen öp öz annemsin
Sultanımsın susunca
Konuşunca kölemsin
Eksilmeyen çilemsin
Orada ufuk çizgim
Burda yanım yöremsin
Beni ruh gibi saran
Sonsuzluk dairemsin
Çaresizim çaremsin
Şaşırdım kaldım işte
Bilmem ki nemsin
Sen sen sen adlı şiirinin de ilk defa O’nu meşhur ettiğine değindikten sonra, iki öğretmenin evlenmesine vesile olduğunu gülerek, güzel üslubuyla anlatıp bizleri de güldüren hocamız; üniversite de yaşadığı bir olayın neticesinde yazdığı Cebeci İstasyonu ve Sen adlı şiirinin hikayesini anlatıp şiirini okumayı bize bırakarak aramızdan ayrıldı.
Bu güzel sohbetle beraber, Anne, Anadolu ve Aşk’ın, hocamızın şiirinde gördüğümüz mühim yeri, kendisinin anlattığı hikayelerle daha da kavileşti ve şiir dili, hepimizi duygudaşlık paydasında bir kez daha birleştirdi.
“KOCAV’da, önümüzdeki ay da, şiirle buluşmak üzere” temennisiyle, bu güzel program son buldu.
Merve DELİCAN
KOCAV Bülteni