22 Şubat 2024

Prof. Dr. Tayfun Amman- 10/12/2016

Kaybolan İrfanın Peşinde

KOCAV’da, Konferans/Panel/Açık Oturum dizisi bu yıl “Kaybolan Ahlakın Peşinde” üst başlığı çerçevesinde devam ediyor. Dizinin ilk faaliyeti, 10 Aralık 2016 tarihinde Prof. Dr. Tayfun Amman’ın “Kaybolan İrfanın Peşinde” başlıklı sunumuyla gerçekleştirildi.

Prof. Dr. Tayfun Amman hocamız, konferanstan önce hakkında ahde vefa sunumu yapılan Prof. Dr. Turan Yazgan ile bir hatırasını anlatarak konuşma­sına başladı.

Tayfun Amman, aktardığı bu hatırasından sonra irfanın günümüzde hangi noktada olduğunu şu sözleriyle anlattı: “Hedefimiz irfan olsun. Ancak maa­lesef içinde bulunduğumuz şartlarda irfan son derece lüks bir şey. İrfandan çoktan vazgeçtik. İnsan-insan ilişkileri için ahlaka razıyız. İnsan-devlet ilişki­lerinde de hukuka razıyız. Demek ki irfan bir tarafa, ahlak kayboldu, hukuk yok edildi. Ama biz yine biz çıtayı yüksekte tutalım.”

Daha sonra Prof. Dr. Amman, medeniyetimizin temel vasıflarının ilkinin tevhid, ikinci vasfının ise sohbet olduğunu söyledi ve bu iki vasfı birleştirerek irfanın tanımını şu şekilde yaptı: “Tevhid inancıyla ışıyan gönüllerin sohbet­lerle inşa ettikleri insani hale irfan diyoruz.” Ve bu tanımdan yola çıkarak irfa­nın insana mahsus bir şey olduğu sonucuna varabileceğimizi belirtti. Prof. Dr. Amman irfanın anlamını bir başka şekilde şu sözleriyle de anlattı: “Lügatler irfan kelimesini derin anlayış olarak tarif ediyorlar. Hususi anlamını ise tevhid ilmini zevk edinerek eşyanın hakikatini tefekkür, keşif ve ilham yoluyla vâkıf olmak olarak söylüyorlar.”

İlim ile irfan arasındaki farklılıkları şu şekilde maddeleştirdi Tayfun Am­man: “İlim gerçeğe yönelmiştir; irfan ise fazilete. İlim dersle öğrenilir; irfan ise sohbet ile elde edilir. İlim ile öğreniriz; irfan ile olgunlaşırız. İrfandan beslen­meyen ilim kısır kalır. O ilimden insani değerler doğmaz.”

Prof. Dr. Amman konuşmasında irfan sahibi olabilmek için sohbet din­lemiş, kâmil insanların sohbetinde bulunmuş olmak gerektiğini vurguladı ve eskilerin bir insanı övmek için “İnsan görmüş insandı” dediğini ekledi.

İrfanın; maddeden manaya, kesretten vahdete, eserden müessire, fani olan­dan baki olana yönelmeden olmayacağını belirten Prof. Dr. Amman, irfan yo­lunda ilerlemenin ancak tefekkür ve tahassüs ile mümkün olabileceğini söyle­di. Onun ifadesine göre: “İrfan, akıl ve kalp ile yapılan bir yolculuktur.”

Amman, ruh ve beden arasındaki ilişkiyi: “Allah ruha iki güç verdi: birincisi  anlama gücü yani akıl, diğeri ise sevme ve bağlanma gücü. Fakat insan bedenine de yani nefse de iki güç verdi; arzu ettiğimiz şeyleri elde etmeye yönelik güç ve rahatsız olduğumuz güçleri kendimizden uzaklaştırmaya yönelik güç. Bizim literatürümüzde bunların ismi şehvet ve gazap gücü. Fa¬kat beden kesif, ruh ise latiftir. Kesif olanla latif olan birleştiği zaman latif olan onun emrine giriyor. Demek ki kalp nefsin arzuları peşinde koşmaya başlıyor. Akıl da kalbin emrinde, o kalbin bağlandığı şeyleri nasıl elde ederiz diye hesap kitap yaparak yolunda ilerliyor.” sözleriyle anlattı.

Amman’a göre, akıl, şehvet ve gazabın orta halli, itidalli olması gerekiyor. Akıl itidalli olursa buradan hikmet çıkar, şehvet itidalli olursa iffet çıkar, gazap itidalli olursa buradan cesaret çıkar ve iffet, şecaat, hikmet ve cesaretin birleşmesiyle adalet ortaya çıkar. Bu kavramların her birini bir “ana” olarak nitelenir. Bunlara “iyi ana” deriz. Bunların az ya da çok olması halinde ise yedi kötü anayı ortaya çıkar; hikmetin az ya da çok olması, iffetin az ya da çok olması, cesaretin az ya da çok olmasıyla altı kötü ana çıkar. Amman’a göre, adalet az ya da çok olamaz, ya var olur ya da olmaz ve adaletin olmadığı yerde zulüm vardır.

Medeniyetimiz tevhid medeniyeti olduğunu tekrar vurgulayan Amman, İslam’ın özünü dörde ayırarak: iman, ahlak, niyet ve amel olduğunu söyledi. Ve sözlerine şöyle devam etti: “Demek ki derin bir iman, güzel bir ahlak, sahih bir niyet yani riyadan arınmış ve bu üçünün neticesi olan salih ameldir. Bu dört esastan üçü kalbe ait şeylerdir. Dolayısıyla İslam’da en kıymetli olan ameller kalbin amelleridir. Kalbin amellerinin Allah katında en kıymetli ameller olmasının sebebi sürekli olmalarıdır.”

Konuşmasının sonuç kısmında, irfanın yüksek bir değer olduğunu, onun hedeflenen, arzu edilen bir şey olduğunu ve herkesin nasibi kadar alabileceğini söyledi. Bu sözlerini şu cümlelerle örneklendirdi: “Kimi sahile gider ve bu bana yeter der, kimi uzaktan görür mest olur, başı döner, kimi yalnız seyreder, kimi bir katre içer; hedefimiz o deryadan içip içip kananlardan olmak ya da o kananları sevmek olmalıdır.” Sonrasında kaybolan irfan ve ahlakın kaybolmaması için; tüketim toplumunun kölesi olmamak, televizyonların sıradanlaştırıcı etkilerinden mümkün olduğu kadar uzaklaşarak kitaplara yönelmek ve akıllı telefonların bizleri akılsızlaştırmasına, boş işlere yöneltmesine izin vermemek gerektiğini belirtti.

Prof. Dr. Tayfun Amman konuşmasını Dilaver Cebeci’nin “Nur Dağından Gelenler” şiirini okuyarak sonlandırdı. Konferans soru cevap faslıyla sona erdi.

Hazırlayan

Bükre Şeyma OĞURLU

(Gelişme 1)