18 Nisan 2024

Prof. Dr. Caner Taslaman- 14/01/2012

“Modern Bilim, Felsefe, Din İlişkisinde Tasarım Delili”

Konferans/Panel/Açıkoturum dizisinin konuklarından Doç. Dr. Caner Taslaman modern bilimin argümanlarını kullanarak Allah’ın kurmuş olduğu muhteşem sistemi ve buradan Zatı’nın ispatını anlattı.

“Tek Tanrılı dinler olan İslamiyet, Hıristiyanlık, Musevilik’in en önemli özelliği ontolojik yani varlık anlayışıdır. Allah merkezdedir ve diğer tüm unsurlar onun sayesinde var olmuştur. Bu inanış, insanın hayatını nasıl şekillendireceği, anlamlandıracağı ile de ilgilidir. Felsefenin en temel tartışması Tanrı’nın olup olmadığıdır. Batı ve İslam felsefesinin Ateizm ile ilgili birçok tartışması vardır.” Taslaman, materyalizm ile tek Tanrılı dinler arasındaki farkı ortaya koyup modern veriler ışığında hangisinin daha iyi açıklanabileceğini aktardı. Bu konudaki çeşitli yaklaşımları ise şöyle belirtti:

“Birinci yaklaşım ‘kozmolojik yaklaşım’dır. Kozmolojik anlamda Allah’ın varlığına dair delillerde çeşitli anlayışlar vardır. Buna örnek olarak Kant’ın ve Kelam ilminin, materyalizmin, bilimsel teorilerle Kur’an-ı Kerim’deki ayetlerin yaklaşımlarını verebiliriz. Bunlar birlikte incelendiğinde din ve bilim birbiriyle çelişkili görülmüştür. İkincisi ‘doğa yasası’ yaklaşımıdır ve bu yaklaşımda din ve bilim bağımsız kabul edilerek kesinlikle ortak noktaları olmadığı söylenir. Bu noktada da yine materyalist ve teist yaklaşımlar söz konusudur.

Üçüncü yaklaşım ise din ve bilim arasında verimli diyalogların olduğu yaklaşımdır ki ben de bu yaklaşıma katılıyorum.”

Allah’ın varlığına dış dünyada gözlemlediğimiz ve modern bilimin delilerinden yola çıkılarak savunmalar yapıldığını aktardıktan sonra Tasarım Delili’ni beş madde üzerinden tartışacağını ve her maddenin diğer maddelerin oluşum nedeni olduğunu belirtti. “Birinci madde, kozmolojik delilde de Kelam’da da, hudus delillerinde de belirtiliyor fakat materyalizm buna kısaca; ‘evren karşımızda duruyor ve işte her şeyin açıklaması budur!’ şeklinde bir tanım getiriyor. İkinci madde, evrenin bir başlangıcının olduğudur.

 Üçüncü madde, evrenin kendi içinde açıklamasının olduğudur.

Sonsuzdan bugüne geldiğini söyleyen bir materyalist anlayışta evrenin başlangıcının olduğunu söylemesi gerekir ama aslında böyle söyleyerek sonsuzluğu bitirip artı bir evre eklemiş olduğu görülüyor fakat sonsuzluk hep var ve bitmeyecektir.

Modern bilim evrenin başlangıcı olup olmadığı tartışmasıyla birlikte, 19. yüzyılda Entropi Yasası’yla, fiziğin en temel yasası, evrenin her an düzensizliğe doğru tek yönlü olarak gittiği gözlemlenmiştir. Kur’an ayetlerinde, Aristo ve diğerlerinin açıklamalarında bunlar belirtilmiştir ve evrenin sonunun olduğu aktarılmıştır. Diğer bir teori olan Big Bang’le evrenin, mecazlı anlatımla, küçük misket tanesiyken patlamasıyla genişlediği ve saçtıklarıyla yıldızların oluştuğu ve bu yıldızlardan temel karbon, oksijen atomlarının oluştuğu ortaya atılmıştır.”

Fizik yasalarının sadece yasaları anlattığını fakat bunların nedenini belirtmediğini söyleyen Taslaman, “yasalar müziğin nasıl oluştuğunu, nasıl bu kadar çok çeşitli renklerin oluştuğunu aktaramıyor. Bunları oluşturan bir yaratıcının olduğu ve ince hesaplarla muhteşem bir tasarım yarattığı görülmektedir.” Şeklinde ifade etti.

 Şu an evrende bulunan insan ürünü bütün nesneler Tanrısaldır. İnsanın yaptığı bütün ürünlerin Tanrı’nın varlığına delil olduğunu gözlemleyebiliriz. Çünkü mikrofonun veya suyun varlığını açıklamamız gerektiğinde bunu evrenin ilk oluşum zamanına kadar açıklamak zorunda kalırız ve oraya gittiğimizde bir yaratıcının olduğunu idrak ederiz. Bütün bunları matematiksel olarak somut hale getirirken de ince nüanslarla hazırlanmış matematiksel kuvvetlerle karşılaşırız.

Bu matematiksel hesaplar düşünülünce bakılda: ‘Neden bu kadar hassas ayarlar var, bunlar olmazsa ne olur?’ gibi sorular ortaya çıkar. Eğer Big Bang daha hızlı veya yavaş olsaydı evrenin şu anki düzeni olmayacağı anlaşılır.

Matematiksel hesaba baktığımızda uzayda bulunan proton+nötron+ışık parçacıklarının sayısı 10 üzeri 90’dır. Canlıların oluşumuyla dördüncü maddeye geldiğimizde burada da tasarım delilini görürüz. Canlıların önemli oluşumları protein, DNA, RNA’dır. Protein bir fabrika, DNA fabrikanın bir makinesi görevi görürken RNA ise makinenin beyni olmakla zaten ayrı bir mükemmellikle bizi karşı karşıya bırakmaktadır.

Tek hücreli bir canlının oluşumuna bakıldığında protein sayısının 10 üzeri 350 iken proton+nötron+ışık parçacıkları sayısı 10 üzeri 90 olduğundan uzayın ömrü itibariyle tek bir protein bile üretemediğini matematiksel hesaplarla görürüz. Evrenin toz zerresinden bu hale gelmesi yine bizi Allah’ın yüce kudreti ile Tasarım Delili’ne götürür.

 Beşinci madde için zihni ele alalım. İnsanlar donanımlı bir zihin yapısı ile dünyaya gelmişlerdir. Zihin matematik yapabiliyor, dili kullanabiliyor ve ilginç olanı ise bunları bir alışkanlık sayesinde elde ediyor. En karmaşık yapıya sahip bilinç de bu sisteme göre tasarlanmıştır. Ancak; bilincin bu üstün yönüne rağmen devamlı kullandığımız için öneminin farkında değiliz ve onu sıradan görüyoruz. Zihinsel dilimizi fiziksel dilimize indirgeyemiyoruz; bugünkü düşünürler insan zihnini aşan yapay zihin üretebildiklerini söylüyorlar ancak önemli bir farkı kaçırıyorlar. Bu da, “mahiyet farkıdır”. Çünkü bilgisayar gibi teknolojik ürünlerin gerçekte hissetme ve algılaması yoktur. Hazır argümanlar sayesinde istenileni aktarırlar, aslında bir bilgisayarın maviyi göremeyeceği ve gıdıklanamayacağı açıktır. İşte bütün bu fark ve düzene bakıldığında bilinç üstü bir yaratıcının olduğu anlaşılmaktadır.

Bilimdeki gelişmelerden hareketle Tasarım Delili’ni keşfedip oradan da Allah’ın varlığının ispatlarından bazılarına ulaştığımız bu konferansta medeniyetimizi idrak noktasında felsefenin, bilimin ve dinin faydalı birlikteliğine şahit olduk.

Hazırlayan

Meryem KARAKULAK

(Giriş 2)