18 Mayıs 2024

Prof. Dr. Bedri Gencer- 21/01/2012

“Kadim Hikmetten Seküler Medeniyete”

KOCAV, Konferans/Panel/Açıkoturum dizisinin ikinci konferansında Bedri Gencer’i konuk etti. Bedri Bey, “konuyu Antik Yunan’dan günümüze kadarki dönemde, bölüm bölüm bir zihin yordaması halinde işleyeceğim” diyerek konferansın kapsamını belirtti.

Anahtar kelime “hikmetti”. Geleneksel dünya görüşünde ne varsa her şey hikmet kavramında toplanmıştır. Hikmet özellikle sufilerin dilinde bizzat “din” anlamında kullanılmaktadır. Hikmet, dini ve hakikati hem tikel ve evrensel hem de teorik ve pratik olarak ifade eden bir kavramdır. Modernleşme ve sekülerleşme kavramlarının çok farklı açılardan tarifi yapılabilir. Bakış açılarına göre tarifler de değişir. Modernleşme yeni bir dünya kurma projesidir. Bugün sosyolojik anlamda modernleşme ile teolojik anlamda modernleşme farklı kavramlardır. Kastedilen “yeni dünya” nedir? Bu yenidünya, ahir zamanda Mesih’in kuracağı yeryüzü cennetidir. Ancak Batı’da şer ve zulüm probleminin baş göstermesi ile Hristiyanlığın yozlaşmasından dolayı insanların Mesih’in kuracağı yenidünya düzenini beklemeye tahammülleri kalmadığı için bu dünya düzenini Mesih’in belirleyeceği orada ve Mesih’in ineceği gelecekte değil de burada ve şimdi biz kurmalıyız kararını vermelerinden dolayı sekülerizm doğmuştur. Kısaca modernleşme, yenidünya düzenini öne çekme projesi; sekülerleşme, bunun aracıdır. Sekülerleşmenin de çok çeşitli açılardan tarifi yapılabilir. Fakat modernleşme de sekülerleşme de aslında tek kelime ile hikmetin kaybıdır. Daha somut olarak ise medeniyet kavramının hikmetin yerini almasıdır. Batı, hikmeti nasıl kaybetti ve İslam dünyası bu durumdan nasıl etkilendi? 19. Yüzyılda Batı’daki sekülerleşme süreci küresel etkileşim yoluyla bizi etkilemiştir.

Hikmet kavramının Yunancası “logos” kavramıdır. Hikmet, Hıristiyanlığın gelişiyle kaybolmaya başlamıştır. Çünkü bir din, hikmeti nehyetmez tam aksine onu somutlaştırır. Dolayısıyla bir dinin temel hedefi şeriat ile hikmeti telif etmektir. Şeriat ile hikmeti uzlaştırmaktır. Yahudilikten tevarüs eden meşruiyet krizinin Hıristiyanlığı etkilemesinden dolayı Hıristiyanlığın kurucusu, Hz. İsa’nın havarisi kabul edilen Aziz Paul Hıristiyanlıktan şeraiti elimine edip “logos” kavramıyla hikmeti öne çıkarmıştır. Şeriat dinin iskeleti gibidir iskeletsiz bir beden ayakta duramaz. Dolayısıyla Hıristiyanlık, bu şekilde baştan kırılgan bir din olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Meşhur Yahudi filozofu İskenderiyeli Philo, logos-hikmet kavramına bugünkü Hıristiyan dünyasında geçerli olan kelime veya söz anlamını veriyor. Oysa logos kavramı Hz. İsa’ya atfedilmekteydi ki Hz. İsa’nın lakabı kelime yani sözdür. Bu anlam kayması, Batı’da hikmetin kaybının ilk adımıdır.

Hikmet, hem ilim hem amel demektir. Hem onu uygulama, pratik hem teori hem de bugünkü anlamda sanat, kültür, teknoloji demektir. Kınalızâde Ali Efendi’nin “Ahlâk-ı ‘Ala’î” kitabında hikmet “burhan” anlamına gelir. Hikmet kavramını Batı dillerine en az yirmi otuz farklı kelime ile çevirebiliyoruz. Batı’da Hıristiyan teolojisini ve bu Aristo hikmetini uzlaştırmaya çalışan kişi, Thomas Aquinas’dır. Akıl ile nakil yapan kişilerdir. Thomas Aquinas’ın hikmeti yaşatma mücadelesi, teolojiye feda etmeme mücadelesi uzun vadede amacına ulaşamamıştır. Hikmet arayışı Rönesans’ta daha da belirginleşmiş ve daha sonra gelen reformasyon döneminde ise Batı, tekrar hikmete karşı bir reaksiyon göstermiştir. Martin Luther zamanında Aristo için kullanılan nitelemeler son derece olumsuzdur.

Öyle ki İslam dünyası Aristo’yu hikmeti reddetmeyişinden dolayı “muallim-i evvel” olarak yüceltirken Avrupa’da ona “domuz” sıfatını veriyorlardı.

Hikmet Çağı’ndan Akıl Çağı’na…

“The age of reason” yani hikmet çağı, aydınlanma düşüncesi içerisinde akıl çağı olarak anlam kazandı. Bu bağlamda hikmetin kaybının başlangıcı Descartes’tır. Onun meşhur sözü “Cogito ergo sum: Düşünüyorum, öyleyse varım.” Descartes’in bu sözü modern dünya görüşünün sıfır noktasıdır. Çünkü geleneksel dünya görüşü tek bir formüle dayanır. O da varlığın türevi olan bilgidir. Beşeri dünyayı düzenleyecek bilgi, varlığın bir türevi, bir yansımasıdır. Bunu Latince’de ifade edilen kavramlarla daha iyi algılayabiliriz. Kozmos ve nomos, varlık ve bilgi ilişkisi. Bütün beşeri dünyayı düzenleyecek bilgiye “nomos” denir. Arapça’ya “namus” olarak çevrilir ve bugün Türkçe’de de kullandığımız namus kelimesinin kökeni yunanca “nomos”dan gelir. Yani şeriat demektir. Nomosun çevirisi olan bilgi bu durumda varlığın, kozmosun yansımasıdır. Varlığın yansımasının türevi, bilgi anlayışıdır. Bu ilişkiyi Descartes tersine çevirmiştir. Hikmet kavramı objektif bir kavram iken yani bu bağlamda hikmet insanın dışındayken, varlık âlemi hikmet üzere yaratılmıştır ve insanda varlığın bir usâresi olduğu için (insan: küçük âlem: mikro kozmos) insandaki hikmet objektif anlamıyla varlığın yansımasıdır. Aydınlanma döneminde Descartes‘ın Kartezyen felsefe yaklaşımıyla objektif hikmet, sübjektif hikmet haline dönüşür. İngilizce’de de hikmet anlamına gelen “reason” kavramından türeyen “reasoning” kavramı ise muhakeme demektir ki muhakeme kelimesi de hikmetten gelmektedir. Buradan yola çıkarak hikmet insanda akıl gibi insana özgü bilişsel bir fakülte değildir. Akıl bilişsel bir fakültedir ama reasoning, hikmet, muhakeme, aklı kullanma anlamına gelir. Ancak Kartezyen felsefe ile hikmeti kullanma ‘reasoning’ kavramı bu şekilde ‘reason’ akıl anlamıyla değiştirilmiştir. Kozmos yani objektif hikmet sübjektif hikmetin kullanıcısı haline dönüşüp, hikmet akıl anlamı kazanmıştır. Max Horkheimer’ın Akıl Tutulması diye Türkçe’ye çevrilen Batı’nın hikmeti nasıl kaybettiğini ele alan ünlü eserinin orijinal hali “Eclipse of Reason” şeklinde olup hikmetin tutulması şeklinde çevrilmesi gerekirdi. Zaten yazar eserinde hikmetin akıl anlamını almasını eleştiriyorken Türkçe’ye bu şekilde çevrilmesi çok vahim bir yanlıştır.

 Bu konferans ile kavramlar dünyasının ne kadar gizli niyetleri içerdiğine şahit olunurken en azından bir iki kavramın Prof. Dr. Bedri Gencer beyefendi sayesinde bulanıklıktan berraklığa kavuştuğu hissedildi. Konferans biterken akıllarda Ömer Lütfi Mete’nin en büyük hasleti olan “tartışmadığı hiçbir kavramı lügatine almama” özelliğini edinip bir düstur haline getirmeliyiz düşüncesi yer etti. Bu kavramlar dünyasındaki bulanıklık ile mücadeleden galip gelmekte ancak bu düstur ile olabilirdi.

Hazırlayan

Yasemin KARAKULAK

(Gelişme 2)