19 Temmuz 2024

Bir Medeniyet Teorisyeni Yılmaz ÖZAKPINAR

Medeniyete, insanlığa ve kültüre hizmet için uzun ince bir yoldu hayatı. İnsan olmayı her şeyin ötesinde tutmayı temel bir değer olarak gören nadir isimlerden biriydi Prof.Dr. Yılmaz Özakpınar. Zira onun için tüm ünvanlardan önce insan olmak gerekirdi. Derya niteliğindeki düşünce dünyası zenginliği ile her daim hafızalarda yer edinecek olan Seminer Hocamız, ömrünün son demlerine kadar bildiklerini aktarma, öğrencileriyle birlikte olma arzusu içindeydi.Önce insan sonra bilim insanıydı. Kaleme aldıklarıyla, ders niteliğindeki akademik geçmişiyle, gerçekleştirdiği sohbetleriyle, medeniyete katkılarıyla ve düşünce dünyasıyla Türk Medeniyeti’ne ışık tutan bir öncü haline gelmiş bir mütefekkirdir Özakpınar.

Kültür ve Medeniyet İnsana Aittir

Hayatının büyük bir bölümünü kültür ve medeniyet derdiyle tamamlamış olan hocamız, kültür ve medeniyetin ne olduğuna dair çeşitli yazılar yazmıştır. Özakpınar’a göre kültür ve medeniyet insana aittir ve insan tarafından meydana getirilmiş olgulardır. Nitekim kültür ve medeniyetin aktarımının da dil ile olduğuna dikkat çekmiştir. Bu nedenle yazdığı tüm eserlerinde sarih bir Türkçe kullanmayı tercih etmiştir.

Özakpınar için evvela anlaşılmak gereklidir. Kültür ve medeniyet, yıllarca süre gelen medeniyetler üzerinden anlatılan, Aristo’dan Ziya Gökalp’e kadar uzun bir serüvendir onun için. Kültür ve medeniyet üzerine koymuş olduğu teorisi ise uzun yıllar yeni yetişecek olan Türk bilim insanlarına yol gösterecek niteliktedir lakin evvela insanlığıyla dikkat çeken mütevazi kimliği nedeniyle şöyle söylemiştir: ‘‘Kültür ve medeniyet alanında ileri süreceğim teori, sonuna kadar savunacağım bir iddia değil, tahkik edilecek bir varsayımdır’’.

‘‘Kültür ve Medeniyet Anlayışları ve Bir Medeniyet Teorisi”, “İslam Medeniyeti ve Türk Kültürü”, “Kültür ve Medeniyet Üzerine Denemeler”, “Bir Medeniyet Teorisi Kültür ve Medeniyete Yeni Bir Bakış’’ adlı eserleriyle kültür ve medeniyeti bütüncül ele alarakgünümüzden, kadim medeniyetlere kadar uzanan büyük bir perspektifte çalışmıştır.

Yalnız Bir Deniz Feneri

Bazı zamanlar vardır, en karanlık anlarda ufukta göze ilişen bir ışık süzmesi aranır. Bir kere denk gelinirse o ışığa hayt-ı şua ile bağlanır. Zira artık yollar aydınlanır, gece gündüze yaklaşır. İşte o ışıklardan bir tanesiydiYılmaz Özakpınar. Aramızdan ayrılışı ile bad-ı saba gelmiyor olsa da illerimize gösterdiği yol ile aydınlatıyor zihinlerimizi. Yazmış olduğu eserlerde güzellik ve iyilik dolu hayat sürmeyi öğütlüyordu her zaman. İlle de Kur’an ille de Peygamber diyordu hocamız zira ona göre tüm iyilikler buralardan geçiyordu.

Batı’nın  günümüzde hümanizm olarak karşımıza çıkardığı insancıllık anlayışını Allah’ın iradesini hiçe saymak olarak tanımlayıp eleştiriyordu.  Lakin Batı’yla didişmenin de medeniyete bir katkısı olmadığını vurguluyordu.İslam medeniyetinin bugünki şartlarını ihya edebilecek tek milletin Türk Milleti olduğuna inanmakla beraber bilim zihniyetinin yerleştirilmesinin önemini vurguluyordu her daim. Şöyle aktarıyordu kendi cümleleriyle: “Dünyanın bir tarafındaki büyük teknolojik ilerlemelere rağmen, bütün insanlığın içine düştüğü ruh sefaletinin ve sosyal dengesizliklerin kaynağında bu terkipten (bilim zihniyetinden) yoksunluk vardır.”

Biliriz ki yaşamakta olduğumuz dönem muhakkak ki zifiri bir karanlıktır. İrili ufaklı yüzlerce ışık belirmiştir artık kimi sahici kimi şaşırtıcı. Hakiki ışığın en güzel örneklerinden biri belki artık aramızda yok lakin deryanın ortasında durmuş yol gösteriyor yolundan çıkanlara. Bize düşen  yaşatmaktır o ışığı, ebediyete kadar anlatmaktır yeni nesillere. Hocamıza rahmet diliyor mekanı cennet olsun diyoruz.

KUTU: Prof. Dr. Yılmaz Özakpınar Kimdir?

Prof. Dr. Yılmaz Özakpınar, 1934 Boyabat doğumludur. 1957’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nden, 1960 yılında ise Cambridge Üniversitesi Biyoloji Fakültesi Psikoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra 1964 yılında İstanbul Üniversitesi Tecrübi Psikoloji Kürsüsü’nde doktorasını vererek akademik hayatına başlamıştır. 1972-1974 yıllarında Alexander von Humbolt bursu ile Köln Üniversitesi Sosyoloji Araştırma Enstitüsü’nde ve aynı bursla 1978’de Bern Üniversitesi Pedagojik Psikoloji Bölümün’de araştırmalar yapmıştır. 1978 yılında profesör ünvanına nail olmuştur.

1978-1982 yılları arasında Almanya’da muhtelif üniversitelerde Psikoloji Laboratuvları’nda araştırmalar yapan Özakpınar, 1982 yılında Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanlığı görevinde bulunmuştur. Psikoloji alanındaki yetkinliğinin yanı sıra iyi bir mütefekkir olan Özakpınar, 9 Kasım 2022 yılında İstanbul’da aramızdan ayrılmıştır.

Kaynakça: İrfan Ünsal. (2016). Sessiz, Çalışkan ve Milliyetçi Bir Yürek: Prof. Dr. Yılmaz Özakpınar ve Medeniyet Teorisi. Türk Yurdu Dergisi.

Prof. Dr. Yılmaz ÖZAKPINAR’ın Ardından…

“Yeni Medeniyet Teorileri Ortaya Koyardı”

Merhum Yılmaz Hocamızla tanışıklığımız yıllarca aynı kürsüde birlikte çalıştıkları rahmetli Erol Güngör Hocamız için düzenlediğimiz anma programları vesilesiyle olmuştur. Erol Güngör Hocamıza olan saygı ve sevgisi sebebiyle hiçbir davetimizi geri çevirmezdi. Her geçen gün sıklaşan görüşmeler, Hocamızı Kültür Ocağı Vakfı ile kaynaştırmış ve Vakfımızın ideallerine ortak etmişti. Yıllarca KOCAV Seminerleri’nde hocalık yaptı, konferanslar verdi.

Hocamız Sosyal Psikolog idi. Çoğunlukla düşünce, medeniyetler ve medeniyet teorileri üzerine çalışırdı. Ancak sadece araştırma yapmakla kalmaz, kendisi bunları yorumlayarak yeni medeniyet teorileri ortaya koyardı. Bu kapsamda ortaya koyduğu çok sayıda medeniyet teorileri vardı. Ancak bu teoriler Batı ilim çevrelerinde büyük ilgi görür ve tartışılırken maalesef Türk bilim dünyasında yeterince karşılık bulmadı ve tartışılmadı. Prof. Dr. Edibe Sözen Vakfımızın bir programında Yılmaz Hocayı takdim ederken bu eksikliği çok acı bir şekilde itiraf etti. “Medeniyet ve Medeniyet Teorileri üzerine bir çalışma yapıyordum. Bu çerçevede Batılı kaynakları tararken karşıma sıklıkla ve her seferinde Sayın Yılmaz Özakpınar çıktı. Hocanın Türk olduğunu görünce de, üstelik aynı Üniversitede (İstanbul Üniversitesi) hoca olduğumuzu öğrenince şaşkınlığım bir o kadar arttı. Zira ne Hocayı ne de teorilerini bilmiyor ve haberdar değildim. Hocayı tanımamaktan dolayı bir Türk bilim insanı olarak çok üzüldüm ve mahcup oldum.”

Gerçekten de Hocamız Türk Düşünce hayatında ve akademi dünyasında olması gerektiği gibi tanınmadı ve karşılık bulmadı. Fikirleri aleyhe veya lehe tartışılmadı. Hoca buna çok hayıflanırdı ve “övsünler ve/veya kabul etsinler demiyorum, isterse sövsünler ama görsünler ve tartışsınlar” derdi. Kanaatimce Hoca, Türk düşünce hayatı ve bilim seviyesine 2-3 gömlek fazlaydı. İnanıyorum ki fikir dünyamızdaki bu çoraklık sona erip düşünce hayatımız belirli bir seviyeye geldiğinde Hocamız daha iyi anlaşılacak ve hak ettiği değer ve saygıyı görecektir.Hocamızı rahmetle ve minnetle anıyorum. Ruhu şad, mekanı cennet olsun.

Av.Dr.Ali ÜREY (KOCAV Başkanı)

Kahraman, Hoca, Arkadaş…

Lise son sınıftayım. Aksaray Fen Lisesi’nde mecburi akşam etütlerini kitap okuyarak vasat bir öğrenci olarak tamamladığım iki senenin ardından kader yılı gelmiş ve üniversite sınavına hazırlanmam gerektiği için kitapların yerini “testler” almıştı. Ancak son bir kaçamak yapıp sıranın altına gizlediğim İnsan Düşüncesinin Boyutları kitabını okuyorum. Kitabın ilk birkaç sayfasından sonra dönüp yazarın ismine yeniden bakmak geliyor içimden. Kitabın içeriği, üslubu ve yöntemi okuyanda saygı uyandırıyor zira. Yazarı: Yılmaz Özakpınar. Sinoplu bir gencin İstanbul’a ve dünyanın en iyi üniversitelerine yolculuğu gözüme çarpıyor hemen içerideki minik biyografi bölümünde.

Üniversiteye geldiğim sene Boğaziçi Üniversitesi’nin tatlı ve ılık liberal ortamı öylesine boğmuş ki milliyetçi ne kadar yazar ve düşünür varsa kütüphanede sarılıyorum bir dost ses aramak için. Daha önce şöyle bir göz gezdirdiğim isimlerin kitaplarında memlekete, topluma, devlete ve dünyaya dair ufuk açan bir sürü husus uçuşmaya başlıyor zihnimde. O ara Mümtaz Turhan ve Erol Güngör isimleri en aklı başında tespitleri ile hamasi milliyetçiğin rastgele çağıltısını sosyal bilimsel bir yatağa çekiyor. Orada Yılmaz Özakpınar’ın Erol Güngör’le beraber Mümtaz Turhan’ın en yetkin iki talebesi olduğunu öğreniyorum. Sonra KOCAV’da M. Tayfun Amman Hoca ile Erol Güngör okumaları grubunun ilk toplantılarıyla Erol Güngör’e daha fazla eğilme fırsatım oluyor. Ama benim için Erol Güngör halen Yılmaz Özakpınar’ın arkadaşı, Mümtaz Turhan’sa Yılmaz Özakpınar’ın hocası.

KOCAV seminerlerine henüz başlamamış Giriş, Gelişme ve İhtisas kademelerinde Boğaziçi’nden arkadaşlarımın “yancısı” olarak, biraz da kafama göre derslere katılıyorum. Turgut [Kozan] gel bizim derse girelim diyerek beni İhtisas dersine sokuyor. Derste deri ceketli, gözlüklü, kır saçlı bir adam bilim felsefesi ve bilimsel yöntemi fakat “bizim” dilimizce anlatıyor. Anlattıkları epey tanıdık gelince yanımdakine eğilip fısıldıyorum: “kim bu hoca?” Cevap: “Yılmaz Özakpınar”. Orada entelektüel kahramanına tesadüfen ulaşabilmenin getirdiği hayal kırıklığının anlatılanların derinliğine hayranlıkla birleştiği karmakarışık bir ruh haliyle sessizce oturuyorum. Ders bitiyor, çay içmeye iniyoruz. O ders, meğer hocanın KOCAV Seminerleri’ndeki son dersiymiş. Bir daha dersini dinlemek nasip olmuyor.

Lisans yıllarında ne [İşletme] bölümünü ne de üniversitesini sevememiş bir öğrenci olarak kararsız kaldığım, bir nevi savrulduğum dönemi sosyoloji alanında akademik kariyer yapma motivasyonu ile zor da olsa atlatıyorum. Yüksek Lisans’ın ilk yılında M. Tayfun Amman Hoca, İstanbul Arel Üniversitesi’nde bir sosyoloji bölümü kuracağını ve beni de asistan olarak yanına istediğini söylüyor. Görüşmeler, anlaşmalar, evrak işleri tamama erince göreve başlıyorum. Üniversitenin Tepekent’teki kampüsündeki ilk günümüzde bizi odamıza yerleştiriyorlar. Kapıda tanıdık bir isim: Prof. Dr. Yılmaz Özakpınar. Yani entelektüel kahramanımla oda arkadaşı oluyoruz.

Salı günü sabah servisle kampüse varıp da odaya girdiğimde onu görüyorum. Masasında oturmuş, harıl harıl çalışıyor. Gidip selam verip kendimi tanıtıyorum. Yılmaz Hoca, eski bir dostu ve mesai arkadaşıymışım gibi mütevazı bir şekilde mukabele ediyor. Artık ona hayranlığım sadece eserlerinden ibaret değil. O, bir insan olarak da nasıl olunması gerektiğini bizzat gösteren bir abide şahsiyet haline geliyor gözümde. Arel’deki 10 aylık kısa görev süremde hocayı hep benden daha evvel kampüse gelmiş, masasında pür dikkat çalışırken buluyorum. Yılmaz Özakpınar’ı iki kelime ile özetle deseler hemen ağzımdan çıkacak kelimeler: Çalışkanlık ve tevazu.

O ara Yılmaz Hocanın, Mümtaz Turhan üzerinden kültür değişmelerine bakışını tekrar okuyorum. Artık satırları okurken karşımda beliren bir siluet var ve ses onun sesi. Onu eserlerinden tanımayan öğrencilerin tevazu ve çalışkanlığın ardındaki cins kafayı göremeyişlerine üzülüyorum. Ama hoca pek de dert etmiyor gibi. Adeta denize atılmış bir şişe olan kitaplarının bir gün mutlaka muhatabını bulacağına inanıyor.

Doktora tezimi tamamlayıp artık ders verme cenderesine girince koşuşturmalar içinde bir hayatım oluyor. Tüm bu kaotik temponun içerisinde, 9 Kasım 2022 günü cep telefonuma gelen bir mesaj: “Seminer hocalarımızdan kıymetli ilim adamı Prof. Dr. Yılmaz Özakpınar vefat etmiştir. Cenazesi…” Mesajı okuyup derse giriyorum. Tarde ve Durkheim’ı tartışırken, Ziya Gökalp’in bu ikisi arasında gidiş gelişlerini ve tam da Yılmaz Özakpınar’ın anlattığı üzere bir medeniyet tasavvuru nedeniyle Durkheim’da karar kılışını anlatıyorum. Dersin son cümlesi: “Gökalp’in bu serüvenini daha iyi anlayabilmek adına bugün vefat eden Yılmaz Özakpınar Hocanın İnsan Düşüncesinin Boyutları kitabına bakabilirsiniz”.

Yılmaz Özakpınar öldü. Ama her biri denize atılan şişe niteliğindeki kıymetli eserleri muhatabını bulmak üzere dalgalarla mücadeleye devam ediyor. Bense entelektüel kahramanımı, eski oda arkadaşımı, hocamı ne zaman düşünsem onu hep masasında çalışırken ve arada bana bakıp mütevazı bir şekilde bir şeyler anlatırken görüyorum. Şimdi onun her geçen gün daha da takdir edildiğine şahit olmak, Kelamullah’taki o müjdeyi bir kez daha hatırlatıyor: Ve-en leyle lil-insâni illâ mâ se’â!

Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Fatih KARAKAYA (Yılmaz ÖZAKPINAR’ın öğrencisi)

Hazırlayan: Enis BİLİCİLER (İhtisas 1)