19 Temmuz 2024

KOCAV Sohbetleri

Türk Mitolojisinde Anaerkil Dönem ve Dönüşümler

KOCAV Sohbetleri’nin 5 Şubat 2022 tarihindeki konuğu Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu oldu. Sohbet, “Türk Mitolojisinde Anaerkil Dönem ve Dönüşümler” başlığı altında gerçekleştirildi. Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu, sohbetin konu başlığını özellikle seçmesinin sebebini, Türk mitolojisi konusunda yeteri kadar uğraşmamamız olarak açıkladı.

Mitolojinin Tanımı ve Tarihi Üzerine

Prof. Dr. Çobanoğlu, ülkemizdeki mevcut mitoloji algısından söz açarak Türkiye’de Türk mitolojisinin Türk eğitiminin temeli yapılmaya başlandığı zamanı Atatürk dönemi olarak ifade etti. Atatürk’ten sonraki dönemde ise Türk mitolojisinin yerini Yunan ve Latin mitolojilerinin aldığını söyleyerek bu değişimin tesirlerinin günümüzde halâ devam ettiğini, mitoloji denildiğinde bu nedenden dolayı akıllara ilk başta Yunan mitolojisinin geldiğini belirtti. Mevcut algı nedeniyle mitoloji hakkında söyleneceklerin yanlış anlaşılmaması için mitolojinin tanımını doğru yapılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Çobanoğlu, mitolojinin tanımının kültürün tanımına benzer olarak pek çok şekilde tanımlandığını söyledikten sonra bu tanımların ikiye indirilebileceğini ifade etti. “Eski Yunan’da ‘mit’ kelimesi, 2500 sene önce tarih ilmi icat edilirken tarih içinde yer alamayacağı düşünülen çeşitli inançların, anlatı ve konuların hepsini derleyerek kapsamına aldığı bir şemsiye terim olarak ortaya çıkmıştır.” diyen Prof. Dr. Çobanoğlu, Türkiye’de halâ bu eski tanımın yaygın şekilde kullanıldığını ekledi. Prof. Dr. Çobanoğlu akabinde, yaklaşık yüz yıl önce Malinowski’nin eski mitolojileri yaşayan kültürlere giderek yaptığı halk biliminde ufuk açan araştırmalardan bahsederek sözlerine devam etti. Malinowski’nin mitolojinin eski tanımına alternatif teşkil edebilecek en önemli bulgusunun mitolojinin 2400 senedir anlatıldığı haliyle uydurma ve gerçek olmayan şeylerden farklı olarak, onların yaşamaya devam ettikleri kültürlerin en doğru ve en gerçek kabul edilen metinleri olduğunu vurguladı. Bu bahiste Çobanoğlu son olarak, eski mitoloji tanımı toplumda inananı kalmayan ve kabul görmeyen şeyler kapsarken, Malinowski’nin verdiği ifadeyle yeni tanımıyla mitolojinin adeta “o toplumun kültürel fermanları” haline geldiğini ifade etti.

Mitolojiyi Ruhuyla Yaşatmak

Prof. Dr. Özkul Çobanoğlu, konuşmasının devamında mitolojinin önemini Batı medeniyetinden örnekler vererek açıkladı. Avrupa sanatının kökenini eski Yunan ve Latin kültürleriyle birlikte anlatıldığını vurgulayan Prof. Dr. Çobanoğlu, bu noktada Almanya’nın büyük filozoflarından Herder’in talebelerine halka doğru giderek halk edebiyatını derlemeleri konusunda yönelttiği buyruğundan da bahsetti. Çobanoğlu, milliyetçiliğin esasen böyle bir şey olduğunu vurgulayarak devletin ortadan kalktığı durumlarda bile bu gibi yönelimler vesilesiyle eserlerin icrasına devam edildiğini söyledi. Bu noktada ise bizde Herder’i en iyi anlayan isimlerden birinin Ziya Gökalp olduğunu belirtti. Nitekim Gökalp’in halk biliminden ilk bahsettiği yazısının bulunduğu derginin adının da “Halka Doğru” olduğunu ve bu durumun hiç de tesadüf olmadığının altını çizdi. Ziya Gökalp’in çevresinde ise onu tek anlayabilen ismin Atatürk olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çobanoğlu, Cumhuriyet’in aksayan taraflarının nedeninin de Atatürk’ün “fikrimin babası” dediği Gökalp’in erken ölümü ve onun ayarında başka bir halk bilimciler yetiştiremeyişimiz olduğunu ekledi.

Türk Mitolojisinde Kâinat Algısı

Prof. Dr. Çobanoğlu, bu bahiste sözlerine başlarken Türk milliyetçilerinin çok daha yakından bakmaları gereken bir alan olması sebebiyle Türk mitolojisinin anaerkil dönemini özellikle seçtiğinin bir kez daha altını çizdi. En başta Türklerin habitatlarının neresi olduğu ve ilk nerede ortaya çıktıkları meselesinin çok aydınlanmadığını söyleyen Prof. Dr. Çobanoğlu, bu bakımından en yaygın kabulün Güney Sibirya ormanlarıyla Altay Dağları arasında kalan bölge yönünde olduğunu belirtti. Sovyetler döneminde yapılan arkeolojik kazıların sonuçlarına göre Türklerin o coğrafyada on beş-yirmi kişilik gruplar halinde yaşadıklarını söyleyerek kadınların doğurganlıkları nedeniyle üstün cins konumunda kabul edildiklerini sözlerine ekledi. Erkeğin ise doğum sürecindeki işlevlerinin tam bilinmemesi nedeniyle kadınlara tabi olduklarını, erkek gruplarıyla ava gitmek dışında kendi başlarına neredeyse hiçbir iş tutamadıklarını ifade etti. İdari konumlanışın yine en yaşlı, en bilgili, sözel ve idarî yeteneği en güçlü olan ve “kam” olarak anılan kam ananın etrafında gerçekleştiğini söyleyen Prof. Dr. Çobanoğlu, hayat tarzının en başta toplayıcılık olduğunu ve zamanla avcılığa döneceğini ekledi. Bu erken dönemde Türklerin dünya görüşlerini şekillendirme mücadelelerinden bahsederek sözlerine şu şekilde devam etti:“Her milletin kâinat algısı, dünya görüşü, nereden gelip nereye gidiyoruz düşüncesi bulunur. Bilimsel damgalı bilgileri okullarda öğrenip büyük bir imanla dünyanın yuvarlak olduğunu, kutuplardan hafif basık olduğunu keşfettiğimiz ölçüde anlatıyoruz. Bakkal raflarında duran mallara benzer şekilde bir kâinat algısına sahibiz. Ama beş bin yıl önce mitler de o dönem için getirilen açıklamalar, tıpkı şimdinin olduğu gibi o dönemlerin inançlarıdır. Zaman içinde yeni bilgi ve kaynaklar oluştukça gelişerek ve dönüşerek bu inançlar bugüne kadar gelmektedir. İşte mitler tam da böyle bir dönemin çocuğudur.” O dönemde kâinat tecrübemizin yere yönelik olarak ve toplayıcılık şeklinde olmasından dolayı yer olgusunu kutsadığımızı söyleyen Prof. Dr. Çobanoğlu, yerin bizi doyurduğunu, bize bir şey vermediği takdirde aç kalmamız dolayısıyla da Müslüman olmamıza rağmen hâlâ yere “toprak ana” dediğimize dikkati çekti.

Türk Mitolojisinde Anaerkil Özellikler

Sohbetin devamında Prof. Dr. Çobanoğlu, toprağı ana gibi yüceltme eyleminin zaman içinde somuttan soyuta dönüşeceğini, Türk mitolojisindeki “ak ene” olgusunun yerine “umay tanrıça” kavramının ortaya çıkacağını anlattı. Dolayısıyla dişilik ve kadınlığın ön planda olduğu bu dönemde anaların doğurma kabiliyeti sebebiyle adeta yaratıcı olarak kabul edildiklerini ifade ederek kadının kutsanması sebebiyle anaerkil dönemin temel odak noktasının bu olduğunu vurguladı.

Bu bahsin devamında Prof. Dr. Çobanoğlu, Akdeniz etrafındaki neredeyse tüm medeniyetlerin kâinatın su, ateş, toprak ve hava olmak üzere dört elementten oluştuğunu kabul ettiğini anlattı. Bizim de Müslüman olmamızla birlikte bu oluşumu kabul ettiğimizi ekleyen Prof. Dr. Çobanoğlu, esasen Türk mitolojisinde beş elementin yer aldığını söyleyerek şu açıklamalarda bulundu, “Türk mitolojisinde su, ateş ve toprak ortaktır. Hava elementi bizde yoktur. Onun yerine ‘yıgaç’ yani ‘ağaç’ vardır. Beşinci element olarak da demir, bakır gibi madenler kabul edilmektedir. Biz bozkıra sonradan çıktığımız için ilk bulunduğumuz yerlerde hep kayın ağaçları bulunmaktaydı. O coğrafyayı görünce kayın ağacının neden Türklerde kutsal olduğunu anlayabilirsiniz. Kayın ağacının ‘kadın ağacı’ şeklinde de ifadesinin bulunduğunu Kaşgarlı Mahmut söylemekte, kadın ve kayın kelimesinin aynı olduğunu rivayet etmektedir. Nitekim günümüzde de Yakut ve Saha Türkleri kayın yerine ‘hatın’ derler; bu da ‘hatun’ kelimesinin kökenine işaret eden önemli bir delildir.” Köken mitleri hakkında konuşmasına devam eden Prof. Dr. Çobanoğlu, ağacın dördüncü element olarak kabul edilmesi bakımından daha tarihi dönemlerdeki Uygurların Türeyiş Destanı’nda geçen ağaçtan yaratılma gibi mitoloji ögelerine de dikkat çekti.

Prof. Dr. Çobanoğlu, sohbetin sonuna doğru anaerkil dönemin etkilerine yeniden atıflarda bulundu. Umay’ın gök tanrı inancının tesirine girinceye kadar ön planda olacağını söyleyerek, bu süreçte erkeklerin kadınlar olmaksızın bulundukları tek faaliyetleri olan ava gitme görevlerine yeniden dikkat çekti. Erkeklerin kendi başlarına kaldıkları avlanma işleri esasında kadın aleyhtarı ilk kültleri oluşturduklarını ekleyen Prof. Dr. Çobanoğlu, bu avlanma sürecinde özellikle köpekten sonra -tartışmalı olmakla beraber- kartalın evcilleştirilmesinin, yere yoğunlaşan dikkatin yavaş yavaş göğe yükselmesine vesile olduğunu ifade etti. Gök sözcüğünün en eski şeklinin “tengri” olduğunu, göğün esasen sonraki dönemlerin sözcüğü olduğunu belirten Prof. Dr. Çobanoğlu, anaerkil dönemde dikkatin “umay”dan çekilerek yavaş yavaş göğe, güneşe ve yıldızlara yoğunlaştığını ve gökte hâkim ve etkin bir “Gök Tengri” olduğu düşüncesinin ön plana çıktığını söyledi. Burada en temel noktanın erkeklerin hayvanları evcilleştirme sürecini çeşitlendirmeleri olduğunu vurgulayarak en baştaki ana ocağının karşılık yavaş yavaş ata ocağının oluşmaya başlayacağını belirtti.

Prof. Dr. Çobanoğlu, sohbetin sonunda mitolojinin Türk milliyetçileri için artık ihmal konusu edilemeyecek kadar önemli olduğunu, bu konuda KOCAV bünyesinde gerçekleştirilecek her türlü faaliyete destek ve yardımda bulunmaya gayret edeceğini söyleyerek sözlerini tamamladı. Ele alınan her konusunun ayrı birer konferans başlığı olabilecek nitelikteki sohbet, dinleyicilerin sorularla yaptıkları katkıların akabinde sohbet sona erdi.

Hazırlayan

Beyzanur KANDEMİR

Gülceren KÖKCE