19 Temmuz 2024

İsmiyle Müsemma; Kemal Çapraz Hoca

Kemal, bilgi ve erdem bakımından olgunluk demektir. İsmiyle müsemma kişilerden biri olan Kemal Çapraz Hoca, insanî ve meslekî olgunluğuyla kalplerimizde yer edinmiş KOCAVlı hocalarımızdandır.

Kemal Çapraz, 1964 yılında, Kastamonu’nun Araç ilçesinde dünyaya gelmiştir. İlk, orta ve lise tahsilini İstanbul Tuzla’da tamamlamış, ardından 1982 yılında girdiği İstanbul Üniversitesi Basın ve Yayın Yüksek Okulu‘ndan 1987 yılında mezun olmuştur. Kemal Çapraz, öğrencilik yıllarında çalışmaktan geri kalmamış, başarılı bir öğrenci olduğu gibi, iyi bir yazar olma yolunda da emin adımlarla ilerlemiştir.  1985 yılında, henüz 21 yaşında iken İnanç Dergisi’nde ve Türkiye Gazetesi’nde gazeteciliğe başlamıştır. Eğitim hayatına İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Gazetecilik ve Halkla İlişkiler bölümünde “Kırım Türkleri Basın Tarihi ve İsmail Gaspıralı” üzerine tamamlamış olduğu yüksek lisansı ile devam etmiştir. Çeşitli dergi ve gazetelerde çalışmış, 2002 yılında Ufuk Ötesi Gazetesi’ni kurmuştur. Türk Kültürünün araştırılmasında ve yaşatılmasında öncü isimlerden olan Çapraz, gazeteci ve yazar kimliği ile meslek hayatında sayısız çalışmalara imza atmıştır.

Gazetecilikte olduğu kadar sivil toplum çalışmalarıyla da bilinen Kemal Çapraz Hoca, Kültür Ocağı Vakfı ve Basın Birliği Derneği’nin kurucularındandır. Aynı zamanda Turan Kültür Vakfı, İstanbul Güvenlik ve Adliye Muhabirleri, Dünya Türkleri ve Akraba Toplulukları Hizmet Derneği gibi çeşitli sivil toplum örgütlerine de uzun yıllar emek vermiştir.

Kemal Çapraz Hoca, en çok üzerinde durduğu meselelerden biri olan Kırım ile ilgili ciddi çalışmalar yapmıştır. Genç yaşlarda kaleme aldığı ”Sürgünde Yeşeren Vatan: Kırım” adlı eseri Kırım için yüreğine serpmiş olduğu sevdanın meyvelerindendir. Yaşamı boyunca Kırım davasının Türkiye’deki sesi olmuştur. Belki de gazetecilik kariyerindeki en önemli anlarından birisi, Rus işgalinden sonra Kırım’a giren ilk gazeteci oluşudur. Öyle ki Kırım meseleleriyle fazlaca ilgilendiği için kendisine “Kastamonu Tatarı” denmiştir.

Türk Dünyasının Kara Sevdalılarından

Kemal Çapraz’ın Türk Dünyasındaki yeri müstesnadır. Türk Dünyası ile ilgili araştırmalarında uzmanlaşmış nadir gazetecilerden biri olarak, yıllar içinde oluşturduğu birikimi ortaya koyduğu sayısız yazı ve ropörtajı bulunmaktadır. Kendisiyle yapılan bir ropörtajda söylediği bir mâni, onun her fırsatta Türk Ellerinden hafızamıza kazımak istercesine, hasretle bahsettiğinin nişanıdır: “Bu ayrılık del ederGözyaşımı sel ederKarşıda Güzel Kırım/ Gel gel diye el eder…” Türk Cumhuriyetleri’nin tamamını gezen, ulaşabildiği her kişiden ve bilgiden âdeta bir altın madenine ulaşmışcasına şevkle bahseden, her bir tarihi olayın araştırmasını-incelemesini yapan Çapraz, bu saygın özelliği ile “Türk Dünyasının Evliya Çelebisi” olarak anılmıştır. Hocamızın gazeteci dostlarından Bayram Akcan, Çapraz’ın yazılarını ve röportajlarını bir araya getirip derleyerek “Kemal Çapraz’ın Kaleminden Türk Dünyası” ve Yayın Koordinatörlüğünü KOCAV Müdürü İbrahim Biz’in üstlenmiş olduğu “Kuzeydeki Yavru Vatan Kırım” isimli iki eser yayınlamış, önemli bir vazifeyi yerine getirmiştir.

“Yolunda yürüyen bir yolcunun yalnız ufku görmesi kâfi değildir. Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi lâzımdır” 

Bir grup arkadaşıyla türlü imkânsızlıklar ve zorluklar içerisinde, büyük uğraşlar vererek kurdukları “Ufuk Ötesi” gazetesi, Kemal Çapraz Hocanın ne kadar yiğit ve yılmaz olduğunun örneklerinden birisidir. “Bu gazeteyi bir masa, bir de bilgisayarla açtık” diyen Çapraz, bıkmadan, usanmadan, yorulmadan çalışıp Ufuk Ötesi’nden 78 sayıyı yayın hayatımıza kazandırmıştır. Gazeteler ile birlikte Ufuk Ötesi Yayınları tarafından basılan çok değerli yaklaşık  20 kitap ile de milletimizi aydınlatmıştır. Bir konuşmasında “Gazeteciler olarak İsmail Gaspıralı’yı yolumuzu aydınlatan en büyük meslektaşımız ve fikir adamımız olarak görüyoruz. Ufuk Ötesi karanlıklardan şikayet eden ve bunun için bir kibrit yakan bir grup aydın milliyetçi tarafından kurulmuştur. Mustafa Kemal Atatürk “Yolunda yürüyen bir yolcunun yalnız ufku görmesi kâfi değildir. Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi lâzımdır” demiştir, bizler ufkun ötesini görüyoruz” diyerek ilkeli, ileri görüşlü, ve velut kişiliğini ortaya koymuştur.

“Yine bir dev gibi, dağ gibi doğrulacağız”

Kemal Çapraz Hoca, Yavuz Bülent Bakiler’in “Bizim Türkümüz” isimli şiirini çok sever şu mısraları sohbetlerinde sık sık söylerdi: “Yine bir dev gibi, dağ gibi doğrulacağız/ Yeni bir ruh doğacak toprağımızdan/ Tanıyacak bizi dünya yeniden heyecanla/ Burma bıyığımızdan, kalpağımızdan.”

Hocamızın vefatının ardından derin üzüntü duyan Yavuz Bülent Bakiler, acısını şu sözlerle belirtmişti: “Kemal Çapraz, al bayrağın, Türk’ün, Türklüğün, Türk dünyasının aşığı, dostu, sevdalısı ve can yoldaşı idealist bir kardeşimizdi. Onun derdi Sürgünde Yeşeren Vatan Kırım’dı, Yaralı ceylan Azerbaycan’dı, yavru vatan Kıbrıs ve hoyratların yani feryatların diyarı Kerkük’tü… Dünyanın neresinde bir Türk varsa, Kemal oradaydı… Hâlâ burnumun kemiği sızlıyor, onu unutmak mümkün değil…” Hocamızın uzun yıllar beraber çalıştığı, dava arkadaşı Kırım Türklerinin lideri Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ise, “Bu kısa sayılacak şerefli ömründe o kadar çok işler yaptı ki, herhâlde, Türk dünyasında mürekkebi dökülmemiş bölge kalmamıştır. Kemal Çapraz kardeşim bir başka idi, Kırım Türkleri için. Bir başka idi Kırım, Kemal Çapraz için.” diyerek duygularını paylaşmıştı.

Vefatından sonra arkasında bıraktığı dost ve sevenleri bir mâniyi ona uyarladı: ”Dağlar dağladı beni/ Gören ağladı beni/ Ben Kemal’e neyledim/ Çapraz bağladı beni”. 2008 yılında elim bir trafik kazası sonucu hayatını kaybeden saygıdeğer Hocamız Kemal Çapraz’ı rahmet ve minnetle anıyoruz, ruhu şad mekânı cennet olsun.

Görüşler

Kemal Çapraz

Zengin değildi. Hiç makam mevki sahibi olmadı. Ama seveni çoktu. En zenginlerin, en yüksek makamdakilerin bile görmediği kalabalık ve gözyaşı ile ebediyete uğurlandı. Çünkü insandı, dosttu, arkadaştı, küçüklerin ağabeyi, büyüklerin kardeşiydi. Geniş gönlünde herkes için ayrı ve özel yer vardı.Hani derler ya cebindeki parasını bölüşürdü diye. Cebindeki parasını bölüşmez tamamını verirdi, hatta cebinde parası olmaz veya yetmezse başkasından borç alır, yine verirdi. Özü sözü birdi, üç kuruş menfaat için asla kimsenin önünde eğilmedi, dik durdu; inandığı gibi yaşadı. İlkelerinden, fikirlerinden, inancından asla taviz vermedi; vatan için, Türk milleti için ve Türk dünyası için ömür boyu yılmadan mücadele etti. Evlatlarına mal mülk servet bırakmadı ama öyle bir miras bıraktı ki, dünya durdukça konuşulacak ve anlatılacak. Sadece evlatlarına değil hepimize insan olmanın, ilkeli olmanın dost olmanın güzelliğini yaşayarak gösterdi ve miras bıraktı. Tanıyan herkes, hatta bire bir tanımayanlar bile adı gibi Kemal’e ermiş Çapraz’ı özlüyor. İki şey için çok üzülüyorum. Birincisi başlamış olduğu Bozkurt atlası çalışmasını keşke tamamlayabilseydi. İkincisi de Kemal Çapraz son elli yılın yaşayan ve efsane olan Türk dünyası liderlerini en iyi tanıyan ve görüşen kişiydi. Keşke Türk dünyası liderlerinin mücadelesini ve hatıralarını anlatan kitapları yazmaya ömrü yetseydi.

Av. Şahin Zenginal

KEMAL’siz 13 Yıl

Sadece gözüyle değil yüreğiyle, tüm hücreleri ile gülen adam. İkimizde on sekiz yaşında idik İstanbul Üniversitesi koridorlarında tanıştığımızda. Elinden düşmeyen fotoğraf makinesi ve âdeta omuzunu çökerten içi kitap dergi dolu siyah deri çantası O’nun “mütemmim cüzü “idi. Her görüşten insanla ânında kurduğu tılsımlı münasebet,arkadaşlık hayrete düşürürdü beni.O emekli öğretmen çocuğu, ben işçi çocuğuydum.Harçlığımız sınırlı olurdu, simitle geçiştirirdi öğle yemeklerini, parayı kitaba dergiye birde fotoğraf filmine harcardı. Kemal’in fotoğraflayıp kayda geçirmediği hiçbir toplantı, faaliyet, merasim düşünülemezdi. Özel gezinti piknik seyahatlerimizi çeker arşivler, yetmez Laleli’de karta bastırır hepimize dağıtırdı. Hemde en kaliteli biçimde.Şimdi evimde albümlerde müstesna yerinde o fotoğraflar. İnsanız; hepimiz yorulur, kırılır güceniriz… Kemâl asla bıkmaz, bırakmaz gülerek yeniden başlardı her girişime. O’nun kitabında bezginlik bıkkınlık surat asma olmazdı. Sadece İletişim Fakültesi değil diğer fakülte ve bölümlerden arkadaşları dostları ziyarete gelir, kantinde ağırlanırdı hepsi…Kemal ÇAPRAZ deyince güller açardı herkesin yüzünde… 16 Eylül 2008’de o acı ve âni haberi veren ortak dostumuz, kardeşimiz Avukat Şahin ZENGİNAL’dı.. Ankara’da mesai için meclise doğru yürüyordum.Sabahın sekizi… “Şahin, sen ne diyorsun, baştan söyle tekrar anlat.” dedim ve kaldırıma duvara yaslanarak dondum kaldım…Ve hâlâ kor ateştir içimde acısı… Ne zaman evlâdı Çağrı ve Çağla ile konuşsam burnumun direği sızlar. İstanbul Beyazıt’tan geçerken içim titrer… Fatihalar,dualar yollarım KEMÂLimize…Ruhu Şâd olsun Büyük Türkiye’nin Tûran coğrafyasının idealist yiğit evlâdının.

Feridun Keşir

(KOCAV Başkan Yardımcısı – Tanıtım)

Felâket yağmurları altında Türklük için mutluluk çiçekleri toplamaktan bir an bile geri durmadı*

Merhum Kardeşimiz Kemal Çapraz çok erken yaşlarda kaybettiğimiz önemli değerlerimizden biriydi. O’nu daha hizmetlerinin başında kaybettik. Ne kendisine doyabildik, ne de hayran olduğumuz ve gıpta ettiğimiz mücadele azmine. Kendisini fakültede yıllarından itibaren tanıdım. Aynı heyecanları yaşadık, aynı kaptan yemek yedik. Çok defa da fedakarlığımızı ve yokluğumuzu paylaştık. Kültür Ocağı Vakfı’nın kuruluşunda beraberdik. Her an yanımızda bizimle beraberdi. Biz Vakıf için ter dökerken O gazetecilik yapar, kalemini ve klavyesini davası için Türk dünyasına hizmet için kullanırdı. En bariz vasıfları Türklük ve Türk dünyası aşkı ve bitmez tükenmez mücadele azmi idi. Gazeteciliği sadece habercilik için yapmaz, aynı zamanda Türklüğe ve Türk dünyasına hizmetin bir yolu olarak gördü. Mesleğini kullanarak Türk coğrafyasını karış karış gezdi. Daha Sovyetler dağılmadan futbol maçı için Sovyet sınırından girmiş, soluğu Kırım’da Mustafa Cemiloğlu’nun yanında almıştı. Türk coğrafyasından neredeyse tek kare fotoğrafın ulunmadığı dönemde Kırım’dan yüzlerce fotoğrafla ve video görüntüleriyle döndü. Hiç unutmam Kırım’da bir düğünün görüntülerini çekmiş, bin bir güçlük ve gizlilikle çok büyük tehlikeleri göze alarak Türkiye’ye getirmişti. Maalesef o zaman çalıştığı televizyon tarihi değerdeki bu düğün görüntülerini “haram” gerekçesiyle yayınlamamıştı. Mesleğine dair çok büyük hayalleri vardı. Ancak hiçbir zaman bu hayalleri gerçekleştirecek ekonomik imkana sahip olamadı. Yokluklar içerisinde ismiyle özdeşleşen Ufuk Ötesi Gazetesi’ni ömrünün sonuna kadar çıkarmayı başardı. Ancak bir türlü gazetenin kurumsallaşmasını sağlayacak gelir kaynaklarına sahip olamadı. Sonuçta da vefatıyla birlikte gazete yayın hayatına son verdi.“Bizler ABD fonlarının veya başkalarının doldurduğu dolma kalemler değiliz. Bizler kurşun kalemleriz. Bu mücadelenin sonunda kurşun kalemlerin galip geldiğini göreceksiniz.” diye haykıra haykıra hakka yürüdü.

Ruhu şad, mekanı Cennet olsun. 

*Aydil Erol

Av. Ali Ürey

(KOCAV Başkanı)

Karlı Bir Gece Vakti Bir Dostu Uyandırmak

O zamanki adı İstanbul Üniversite Basın Yayın Yüksek Okulu’ydu. İletişim Fakültesi’nde kader bizi sınıf arkadaşı olarak buluşturdu. Güzel memleketimin kara çocukları olarak daha ilk günde, öğle sıcağında bir ağacın gölgesinde bir birine sokularak toplanan koyun ve koçlar gibi hemen bulduk birbirimizi. Ruhlarımız zaten ezelde, kâlu belada tanışmış olduğumuzdan hemen ısındık. Kastamonu, Tekirdağ, Urfa, İstanbul, Nevşehir, Erzurum, Eşkişehir, Antakya’lılar bir dağın bir dağa omuz verdiği gibi sıralandık. Nedense üniversite öğrenci yurdunda kalmaya uygun görülmemiştik. Belki 12 Eylül’den taze çıkmış kurumlar mazimizi ufaktan araştırdıklarındandır dedik, durmadık üstünde. Yorganlarımızı, döşeklerimizi omuzlayarak  Fatih Sultan’ın fetih sedalarıyla girdiği Topkapı’dan,  İstanbul’a  gelecekte ağır yumruklar indirmek üzere biz de o fetih ruhuyla girmiştik ama pek kimimiz kimsemiz yoktu. Daha ilk adımda var olmak kavgası, barınmak, başımızı sokacak bir yer derdiyle karşılaşmıştık. Kanadı kırık bir kuş gibiydik. Bilmediğimiz, kökümüzün dalımızın olmadığı bir hengame.Çaresiz, Rabbimizden medet bekliyoruz. Nihayetinde, mezun olduklarından öğrenci evine boşaltacak  bir memleketlim imdada yetişti. Evi devir aldım.Ev demeye bin şahit istese de bizim için hem öğrenciliğimizde, hem hayata başladığımız ilk zamanlarda birbirimizinin nefesiyle  ısındığımız ocağımız olmuştu. Okuldaki bütün ülkücü arkadaşların mutlaka uğradı, yurtta sıcak yataklarını terkedip yerde yatmayı göze alıp gecelemeye geldiği,  Vatan Millet Sakarya nutuklarıyla sabahladığı, her öğün menemen yendiği mahâfilimizdi orası. Sermayesi fikir ve heyecan olan hayallerimizin sönmek üzere olduğu bir zamanda yine Kemal Çapraz’ın öncülüğüyle Babıali’de, muhabirlik mesleğine adım atabildik. Hepimiz aynı gazetedeydik. Kimimiz adliye, kimimiz ekonomi, kimimiz sanat muhabiri. Bir yandan okuyor, bir yandan çalışıyorduk… Memleketin kara çocukları olarak nefes almaya başlamıştık.Kemal’in ailesi İstanbul Tuzla’da yaşıyordu. Gece son vapurla da olsa her akşam Tuzla’ya gidip, sabahları da gelme zorluğuna bütün ısrarlarımıza rağmen direniyordu.Bazı geceler Sirkeci’den Tuzla’ya kalkan son vapuru kaçırdığı olurdu. Bekar ocağına doğru yönlenirdi.Gece yarısına doğru kapıyı açtığımızda bir güneş sıcaklığıyla mahâfili ısıtır. Sabaha kadar davamız, ülkümüz, bozkurt,  Türk dünyası, dış Türkler, Musul Kerkük, Kırım konuşulur; konular bitmezdi. Kemal Çapraz, kalabalık gezerdi. Gittiği yere yalnız gitmezdi. Adeta Gaspıralı, Elçibey, Sadık Ahmet, Denktaş, Cemiloğlu, Cengiz Dağcı, tekmil Türk büyükleri onunla birlikte dolaşırdı. Kemal’in yanında manevi olarak dolaştırdığı ulu Türk dostlarının yanında bir de yolda belde rastladığı misafirleriyle geldiği de çok olurdu.Türk Cumhuriyetlerinden İstanbul’a gelmiş, gelir gelmez de aldığı selamları iletmek üzere Kemal Çapraz’ı bulmuş Türk ırkdaşları kaldıkları süre ne kadar uzun olursa olsun, yeme içme konaklama, giyim kuşam da dahil Kemal Çapraz’ın misafirseverliği, cömertliği himayesinde olurlardı. Gazeteden aldığı maaşı hep Türk Dünyasından kopmuş olan konukların ağırlanmasına, ihtiyaçlarına harcanırdı. Bir o kadar da borç içine girdiğinin her zaman şahidi olmuşuzdur. Gece yarısı ne zaman kapımız çalsa, anlarız ki sevgili Kemal Tuzla’ya kalkan son şehir hatları vapurunu kaçırmış ve Sirkeci’den Aksaray’a kadar gecenin o vaktinde yürüyerek gelmiştir. Özellikle kış aylarında ayazda gecelemek mecburiyetinde kalan  gurbetçileri, garibanları bulur; “Anadolu’nun yiğit yörük Türkmen kardeşlerimizden.” diye takdim ederdi birlikte geldiklerini. Belki bir saat önce tanıdığı, bu meçhul misafire kırk yıllık tanışı, akrabası gibi yakın davranır, bu güveni bizi şaşırtırdı. Hemen hemen her gelişinde Sultanahmet meydanından, Beyazıt’tan, Cağaloğlu’ndan bulduğu Türklerle  gelmeyi adet edinmiş. Boşu yoktu. O kardeş istediği kadar ocağımızda konuk olarak ağırlanır. Barındırılır, yedirilir içirilir, hatta bazen Kemalciğimin kendi paltosu giydirilerek uğurlanırdı.Gelen misafirler nereden gelirlerse gelsinler, kim olursa olsunlar, hangi fikir ve şekille gelirse gelsinler Türkçü olarak ve Kemal Çapraz’ın ebedi dostu, kardeşi, ülküdaşı olarak ayrılırlardı. Hep böyle ördü dostluk, insanlık halkasını…Kemal için, Türk dendi mi akan sular dururdu.Yine bir gece dışarıda bele kadar kar var.Bıçak olup eti kesen ayaz var. Kapımız çaldı. Gelen Kemal’di. Ama üzerinde paltosu yok. Kaşkolu ile sıkıca sardığı suratında ağız burun soğuktan darmadağın. Arkada bir adam var. Her zaman alışık olduğumuz bir konuk değil bu. Uzun boylu, zebella  bir zenci. Kemal’in paltosu da sırtında ceket gibi duruyor. Kollar dirsekte. O derece küçük.Kemal bu kar mahşerinde son vapuru kaçırınca yönünü yine mahfele çevirmiş. Laleli de zenciyi titrerken görünce paltosunu sırtından çıkarıp giydirmiş.Kar ve ayaz çekilinceye kadar bir süre barınması için mahfele getirmiş… Hep Türk bir misafir getirmesine alıştığımızdan Kemal’e takıldık. “Kemal ne iş? Bu zebella Türk değil?” Kemal boylu postlu Afrikalı zenci kardeşini tepeden tırnağa bir süzdükten sonra, biraz da gururla; “O Türkleri seviyor, dedi.  Türkleri seviyor olması zenci kardeşimizi başımızın üstünde misafir etmeye değmez mi?” Ey Kemal; biz o an anladık ki o Afrikalı zenci kardeşimiz, o geceye kadar Türk kelimesini duymamış olsa bile,bir daha ne seni, ne Türkü unutamaz. Sonsuza kadar Türkleri sevecektir.Mahşerde ulu Türklüğünle,  güzel insanlığınla ve gök ekini dostlarınla haşrolunacaksın inşallah.Hep iyilerle ol…

Nazif Tunç

(Yapımcı–Yönetmen)

Hazırlayan

H. Aybala TÜZÜN (İhtisas 1)