22 Şubat 2024

İş ve Gönül Adamı Mehmet Zeki Karahan

“O bu dünyayı terk ederken eminim hepimizin bir parçası da onunla gitti.”

(Begüm Karahan-Mehmet Zeki Karahan’ın kızı)

Toprak canlıları yutsa dahi iyilikler unutulmaz. Temiz kalbi ve dürüst karakteriyle davası uğruna çalışmalar yapan iş adamı Mehmet Zeki Karahan da bu topraklarda, vatanı uğruna verdiği tüm emeklerle baki kalacak büyüklerimizdendir.

Vakıf Meclisi ve Mütevelli Heyeti Üyemiz Merhum Mehmet Zeki Karahan, iyiliği ve dürüstlüğü ile tanınırdı. KOCAV çatısı altında önemli çalışmalara imza atmıştır. Örneğin bir eğitim yuvası olan KOCAV Erol Güngör Kültür Merkezi’nin inşasında Mehmet Zeki Karahan’ın büyük emekleri olmuştur. Kültür Merkezimiz bugün birçok öğrencinin gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır.

Karahan, kendisine boş zaman bırakmayarak hayatını hayır işlerine adamıştır. Pek çok STK’da görev almış, yardımlarda bulunmuştur. Dostları Mehmet Zeki Karahan’ı “O, ‘hayır’ söz konusu olduğunda ‘hayır’ diyemeyen bir insandı.” diyerek yad etmektedirler. Hayatı boyunca öğrencilerin eğitimi için emek vermiş, onlara yeni fikirler sunmuş ve kendine has duruşu ile farklı kurum ve kuruluşlarda izler bırakmıştır.

İyilik ve dürüstlüğüyle akıllara kazınan Karahan’ın sevenleri bugün dahi kendisini unutmamaktadır. Hayatı boyunca iyi işler yapmak için emek veren Karahan, ardında bıraktıklarıyla birçok iyiliğin yapılmasına da vesile olmuştur. Büyük küçük herkesle kuvvetli bir iletişimi olan Mehmet Zeki Karahan, ilmi bilgiye sahip bilinçli bir nesil yetişmesi için elinden gayreti göstermiştir. Mehmet Zeki Karahan dürüst karakteri, yardımseverliği, çalışma azmi ve disipliniyle yaptığı işlerle pek çok kalbe dokunmuştur. Herkes tarafından yardımseverliği ve azmi ile tanınan iş ve gönül adamı merhum Mehmet Zeki Karahan’ı KOCAV ailesi olarak rahmetle anıyoruz. 

Mehmet Zeki KARAHAN

Mehmet Zeki Karahan, 1954 yılında Çorum ilinin Alaca ilçesinde dünyaya geldi. Ailesinden ayrılarak 1969 yılında Kayseri Yapı Sanatları Okulu’nda eğitim gördü. 1977 yılında Eskişehir Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi Bölümü’nden mezun oldu. 1983 yılına kadar geçen sürede iki sene Libya’da çeşitli inşaat firmalarında yöneticilik yaptı.

İş hayatında farklı noktalarda başarılara imza attı. Kurduğu şirketlerin yanı sıra İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyeliği yaparken KOCAV İş Dünyasından Sorumlu Başkan Yardımcılığı görevini devralarak kalite ve dürüstlük ilkesiyle KOCAV’a hizmetlerde bulundu.

Karahan, eğitimini aldığı alandan ilerleyerek ve yıllarca süren sıkı çalışmalarla bilgi ve deneyimlerini artırarak Türkiye’de yeni işlere imza attı. 1983 yılında Karahan Tekstil’i, 1987 yılında doğduğu ilçenin adını verdiği Alacalı Prefabrike Beton Yapı Elemanları’nı ve 1996 yılında da Alacalı Yapı İnşaat Firması’nı kurdu. Bu zorlu süreçleri geçerken bilgi ve deneyimlerini gelecek nesillere aktararak gençlere de rol model oldu. Eğitim hayatından itibaren kendisini ve çevresini geliştirmeye yönelik çalıştı. Karahan Grup Yönetim Kurulu Başkanı, Alacalı şirketlerinin sahibi Mehmet Zeki Karahan 29 Mart 2015 tarihinde vefat etti.

Mehmet Zeki Karahan’ın Ardından…

“İyi Bir Dost ve İyi bir Dava Adamıydı”

“Zeki Karahan’ı 1972’de üniversite tahsili için geldiğimde ders yılının hemen başında Eskişehir’de tanıdım. O İnşaat Mühendisliği ben İktisat okuyordum ve aynı yurtta kalıyorduk.  Ülkücü olmamız bu tanışmayı kolaylaştırdı ve kısa zaman içinde kaynaştık. O Çorum Alaca’dan, ben Denizli’den gelmiştik. Tesadüf soy isimlerimiz aynıydı ve bilmeyenler bizi kardeş ya da akraba zannederdi. Kardeş değildik ama kardeşten de öteydik. Ders saatleri dışında neredeyse her gün görüşürdük.

Okuyan, anlatan bir kardeşimizdi. Sesi de çok güzeldi. Bazen udunu alır, Türk Sanat Müziği eserlerini icra ederdi.  Çok nahif birisiydi. Ancak bunun yanında çok cesur, gözü pek bir arkadaşımızdı. Hem okulunda hem de Eskişehir ülkücü camiasında kısa sürede sevilen, güvenilen birisi olarak tebarüz etti. Kısa süre sonra Eskişehir Ülkü Ocakları yönetiminde birlikte çalıştık. Aynı dönemde her ikimiz de okullarımızda ülkücülerin başkanı ve okullarımızın öğrenci dernekleri başkanı olduk.  Bu durum bizim birlikte geçirdiğimiz zamanları hem çok sıklaştırdı hem de birlikte program ve organizasyonlar yapmamıza vesile oldu. Derslerinde başarılı bir öğrenciydi. O günün şartlarında, okula gidip dersleri takip etmenin bile çok zor olduğu şartlarda, okulunu dört yılda bitirmeyi başardı. Sonraki dönemde çok başarılı bir mühendis ve şirket yöneticisi oldu.

Çok disiplinli, kararlı, sabırlı, öngörülü birisiydi. Karahan Tekstil ve Alacalı İnşaat onun yönetiminde, tekstil ve inşaat alanlarında ülkemizin en önemli firmalarından biri haline geldi. Çok ciddi cirolarla ihracatlar yaptı. Deprem alanında konusunun uzmanı ve dokuz şiddetinde bir depreme dayanıklı teknik geliştiren bir Japon firmasının Orta Doğu temsilcisi oldu ve üretimler yaptı. İş hayatındaki bu başarılarının yanında tevazusunu hiç kaybetmeden, hayırsever bir insan olarak hayatını sürdürdü. Ne zaman kimin ve hangi kuruluşun ihtiyacı olsa yardım ettiği miktar ile listenin en başında yerini aldı. KOCAV’da uzun yıllar Mütevelli Heyeti Üyesi olarak görev yaptı. Çok vefalıydı. Dostlarını ve dostlukları çok önemserdi. Ne işini ihmal etti ne de dostlarını. Öğrencilik yıllarındaki kardeşliğimiz, İstanbul’da iş hayatımızda da hiç aksamadan devam etti. 

Devamlı spor yapan birisiydi. Sportmen ve vücut olarak zindeydi. Eşi Şifa Hanım da onun gibi inançlı, hayırsever bir kardeşimizdi. Birbirlerini ne kadar çok sevdiklerini yakinen biliyorum. Şifa Hanım’ın zorlu geçen hastalığı döneminde, hiçbir fedakarlıktan kaçınmadan neler yaptığını da ne kadar acı çekip üzüldüğünü de yakından biliyorum. Kader onu, çok genç yaşta diyebileceğimiz bir zamanda aramızdan aldı. Onu tanıyan herkesin ondan razı olduğunu düşünüyorum.  İnşallah Allah da ondan razıdır. Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.”

Mustafa KARAHAN (Arkadaşı)

“Yardımsever ve Memleketine Sevdalı Bir Adamdı”

“Dostum Zeki Karahan! İnsana güvenmenin, hayatımızda çok önemli bir mesele olduğunu hepimiz tecrübelerimizle biliriz. Üstelik bu, arkadaşımız, dostumuz ile ilgili ise daha da bir değer ve önem kazanır. Başka bir ifadeyle zaten bu güven ve eminliktir ki bizleri dost haline getirmiştir. Arkadaşımızın ne yapacağından ve ne yapmayacağından emin olmak çok önemli bir konudur. Arkadaşımızın, doğruyu ne kadar ve yanlışı nereye kadar yapacağından emin olmaya başlamış isek o arkadaşımızla dostluğumuz, yoluna girmiş demektir. Münasebetlerde hayal kırıklıkları, inişler ve çıkışların olması dostluk kurmaya engeldir. Dost olunmuşsa mutlaka bir netlik, bir samimiyet ve bir güven tarafının olması söz konusudur.

İşte merhum dostum Zeki Karahan, arkadaşlığı, siyaseti, ticareti ve beraberliklerimizin her tarafıyla ilgili ilişkilerimizde, net bir fotoğraf ortaya koyan ve tam güvenilir, samimi güzel bir insandı. Bu netlik ve güvenirlilik hali, Zeki’nin insan seven, insanlara yardımcı olmak isteyen bilinen güzel hususiyetlerinin yanı sıra en önemli tarafıydı. Zeki Karahan’ı tanıyan, arkadaş ve dostlarının tümünün, Zeki ile yaşadıklarının, düşündüklerinin ve kanaatlerinin böyle olduğunu, dostları olarak hepimiz biliriz. Emin insan olmak! Hayatının her safhasında iyilik ve hayır yapmak, dostlarının sıkıntılı hallerine yetişmek Zeki’nin, en belirgin vasfı ve hayatına anlam kazandıran konulardı.

Zeki Karahan ile 1980’lerin ortasında, Libya’da inşaat sektöründe önemli projelere imza atmış ve Türkiye’de işinin başına dönmüş biri olarak, 1980 öncesinde Eskişehir DMM Akademisi’nden okul ve dava arkadaşı, benim de 40 yıldır beraber olduğum kardeşim, dostum ve dava arkadaşım olan Mustafa Karahan’ın aracılığı ile tanışmış, arkadaş ve dost olmuştuk. Mustafa Karahan Bey ile 1979-1992 arası Almanya’da yaşadığımız dönemde Zeki, bir iş adamı olarak Almanya’ya gelirdi, iş yerimiz ve bulunduğumuz ortamlar Zeki’nin de kendisine ait iş yeri ve ortamları gibi rahat hareket ettiği alanlar olurdu. Zeki, Türkiye’nin afetlerden ve bilhassa depremleri en az hasarla veya hasarsız atlatabilmesi için afetlerle ilgili milli bir politika izlenmesini ve eğitim başta olmak üzere ciddi hazırlıklar ve çalışmalar yapılmasını düşünmekte ve istemekteydi. Bunun için Japonya’dan getirttiği depreme dayanıklı bir sistemi, şirketi Alacalı İnşaat üzerinden ülkemize kazandırmaya çalışmaktaydı. Bu çalışmalarını heyecanla anlatması bugün bile gözlerimin önündedir. Zeki, ülkemize ve insanlarımıza hizmet etmek, öğrencilere, ihtiyaç sahiplerine yardımlarda bulunmak için bazen vakıf ve dernekler gibi STK’lar üzerinden yardım eder bazen de yardım etmek istediği kişi ve gruplara direkt ulaşırdı.

Zeki Karahan, Karahan Tekstil ve Alacalı İnşaat şirketlerini, değerli kardeşi Ali ve kıymetli babaları merhum Salih amcamızla birlikte, ülkeye hizmet ve katma değer oluşturarak yaptıkları kaliteli ve sağlam işlerle, başarılı olmak düşüncesi ve hedefiyle yönetirlerdi. Yıllarca İSO Meclis Üyeliğini de örnek olacak ölçülerde hakkıyla yaptı.

Zeki’nin insanlara ve olaylara bakışındaki esas şu idi: Yapılan bir yanlışı düzeltmek, zaman ve imkân açısından çok zahmetli ve bedeli çok daha ağır olabilirdi. Ona göre esas önemli olan; yanlış yapılmasına daha işin başında iken engel olmak ve mümkün olduğunca yanlış iş yapmamaktı. Yani doktor ve ilaçtan önce, hasta olmamanın yollarını bulmak, tedbirlerini almak ve hazırlığını yapmaktı.

Zeki Karahan, sıra dışı biri olarak samimi, dürüst, çalışkan, karşısındakinde güven ve saygı uyandıran güzel bir kişilikti. O, ülkesini ve milletini seven Türkiye’nin kalkınmasını, güçlenmesini ve Türk milletinin mutlu olmasını düşünen bu hedefler istikametinde koşan koşturan, iyi bir Türk milliyetçisi ve ölçüleri sağlam iyi bir ülkücü idi. O, memleketine ve milletine sevdalı bir dava adamıydı. Biz onu, arkadaşlığını, dostluğunu çok sevdik. Türkiye’ye döndüğümüz 1991-1992 sonrasında da çok sık bir araya geldiğimiz, sohbetler ve çalışmalar yaptığımız bir kardeşimizdi. Bir Türk milliyetçisi, bir ülkücü olarak Zeki’yle, dava adına hatta davanın siyaseti adına beraber koşturmalarımız da oldu. Şunu çok rahat ifade edebilirim ki Zeki, bu işlerin siyaset tarafının içinde olduğu zamanlarda, bir siyaset hırsı ile bu işlerin içinde olmadı. O ülküdaşlarının, ona biçtiği rol ve ondan bekledikleri çalışmaları yapmak adına ve adeta dostluk ve ülküdaşlık hukuku hatırına, kısa sürelerle siyasi çalışmaların da içinde oldu.

Velhasıl Zeki Karahan muhterem eşine, evine, ailesine, çocuklarına, arkadaş ve dostluklarına çok değer veren, onları çok seven, kollayan ve koruyan güzel bir insandı. Yerini ve bıraktığı boşluğu dolduramadığımız kıymetli merhum dostumuz Zeki Karahan’a ve muhterem babaları Salih Karahan amcamıza, Allah’tan rahmetler diliyorum. Karahan ailesine sağlık, mutluluk, huzur ve başarılar diliyorum.”

Cevat SARAÇ (Arkadaşı)

“Zeki Ağabeyimiz Haliyle, Kalbiyle Tam Bir Ülkücüydü”

“Öyle bir hayat yaşa ki insanlar yaşarken seni özlesinler, vefatından sonra da sana hasret kalsınlar!” (Hazret-i Ali)

“Ne mutlu şu fani gök kubbede Merhum Mehmet Zeki Karahan kardeşimiz gibi hoş bir seda bırakarak ebediyete irtihal edebilenlere. Hadiste buyurulduğu üzere Allah bir kuluna hayır murad ettiğinde onu insanların ihtiyaçlarını karşılama yolunda istihdam eder. Mehmet Zeki Karahan kardeşimiz de elinden, dilinden halinden ve ahlakından istifade edilen; hayırlara anahtar, şerlere kilit olma gayretinde bir insandı. ‘Testinin içinde ne varsa dışarıya o sızar.’ demiş Hz. Mevlâna. Güneş için ısıtmamak nasıl imkânsız ise hayatı en güzel şekilde ve en güzel özelliklerle değerlendirebilen kuvvetli ruhlar için de kendilerine ve çevrelerine faydalı olmamak da öyle imkansızdır.

İş adamı bir arkadaşı; ‘Ben rahmetli Zeki ile her gece, sizinle konuştuğum şekilde konuşuyorum.’ demişti. Eşi ve evlatlarının da onun yanında sürekli beraber olduklarını hissettiklerini söylemeleri; Enver Ümit Sancar Bey’in, üniversitede herkesi asker parkası vb. pejmürde kıyafet giyerken onun temiz ütülü, resimde görülen beyaz pardösüsü ile nasıl bir güzel örnek teşkil ettiğini duygulanarak anlatması, orada bulunanları duygulandırmıştı.

Eşi Şifa Hanım’ın son 2 ayda sıkıntıları vardı. Kendisine Abdulkadir Geylani (K.S.) virdi olan Fetih suresini okumasının faydalı olacağını söyledim. Her sabah namazı öncesi huşu içinde Fetih suresini okuyordu. Okumanın sonrasında büyük ferahlık duyduğunu söylemişti.

Güzel haller aynı ortamı paylaşan insandan insana geçtiği için Allah (C.C.) ‘İyilerle birlikte olun.’ diye emrediyor. Çünkü iyi insan olmanın yolu iyilerle beraber olmaktır. 4 yıl aynı evi paylaştığımız merhum Hasbi Ağabeyim ile adeta iyilikte yarışırlardı. Her ikisi de hem bollukta hem de dar zamanlarında yardımseverdiler. İkisi de mükemmel insan örnekleri olarak çevreleri tarafından çok sevilir ve sayılırdı. Ona, Hasbi Ağabeyimi soran oğlum Hasbi Naci’ye ‘O mükemmel bir insandı. Ne okul hayatımda ne de daha sonra, öylesi biriyle karşılaşmadım.’ diye cevap vermişti.

Abdurrahim Karakoç’a göre ülkü, beşerî ilkeleri aşan cihanşümul bir sevda. Bu ülkü, aklına esenin yazamayacağı, sınırlarını politikacıların çizemeyeceği bir ülküdür. Ülkücünün tanımı Galip Erdem’e göre şöyledir: ‘Ülkücülük kolay iş değildir. Bir insana hayatta iken bu sıfat verilemez. Ömrü boyunca çizgisinde sapma olmamışsa ve hayatının her döneminde tam bir ülkücü gibi yaşamışsa öldükten sonra o bir ülkücü idi denir!’

Vefalıydı. Yoğun işleri arasında 2-3 ayda bir arar, hâl hatır sorar bizi mahcup ederdi. Vefatından sonra öğrendim ki uzak yakın bütün arkadaşları 2-3 ayda bir mutlaka ararmış. Rahmetli ağabeyime hasta ziyaretine geldiğinde maalesef ağabeyim ruhunu teslim etmişti. Bu sanırım onun, Ankara’ya son gelişiydi. Hacı Bayram Veli Hazretlerini ziyareti sonrası sohbetlerinden istifade ettiği, hayatlarına dokunan Ahmet Kaykan Efendi’nin çevre yolu kenarındaki kendi yaptırdığı cami içindeki kabrini ziyaret etmiş, uzun uzun dua etmişti.

Merhametliydi. ‘Aynı sektördeki başka firmaların aksine bizde kimse kolay kolay işten ayrılmaz.’ demişti. Şoförü ile konuştuğumda da onu, babasından fazla sevdiğini ve iki oğluna da Mehmet ve Zeki isimlerini verdiğini, hiç kötü sözünü duymadığını anlatmıştı.

Cömertti. Varlıkta verdiği gibi darlıkta da verdiğine şahidim. Bu cömertliğini istismar edenleri hoş görür ve hiç kimseye bahsetmezdi. Umarız üzerinde onun hakkı olanlar da onun adına hayır yaparlar. Böylelikle onunla helalleşir ve onun hayırseverliğini aramızda yaymış oluruz.

Misafirperverdi. İstanbul’da THY Teknik’e yanımızda bir BOEING yetkilisi ile giderken köprü üzerindeyken Zeki’yi aradım, İstanbul’da olduğumuzu söyledim. Merhum Turan Yazgan Hoca’nın cenazesindeymiş. Randevu saatimizi sordu; ‘giderken mutlaka uğrayın, ben de geliyorum’ dedi. Biz de çaresiz uğradık. Kendisi de aramıza katıldı. Bu arada bir sofra hazırlatmış ve bizi mükemmel şekilde ağırlamıştı. İş arkadaşlarım bundan çok etkilenmişti ve BOEING yetkilisi de şaşkın bir halde ‘Çok mükemmel bir arkadaşın var.’ demişti.

‘Muhakkak ki Allah sizlere adaleti, iyiliği (ihsan) ve yakınlarına vermeyi (ita) emrediyor.’ (Nahl suresi 90. ayet) Şüphesiz ki tüm yakınları onun, Allah’ın (C.C.) bu emirlerini tam olarak yerine getirdiğine şahit olacaklardır. İyiliklerinin karşılığı kabirde kendisine iyi bir yoldaş olacaktır. Vefatından sonra Medine-i Münevvere’de elinde yine hediye paketleri ile rüyada görülmesi, vefat anını sanki bir şeb-i aruz gibi anlatması yüz aklığıyla irtihal ettiğini sanki haber veriyor inşallah. Cenab-ı Hak cümlemizi, şu fani gök kubbede hoş bir seda bırakarak yüz aklığıyla, müsterih bir vicdanla, selim bir kalp ile huzuruna varabilen bahtiyar kullarından eylesin. Rabbimiz mekanlarını cennet, makamlarını âlî eylesin. Merhum Zeki Ağabeyimiz ve isimlerini yad ettiğimiz ve edemediğimiz o kıymetli dostlarımızın her birine Cenab-ı Hak’tan rahmet dileriz. Ruhları için el-Fatiha.

Üniversite yıllarında merhum Hasbi Ağabeyimle (1953-1978) beraber aynı evi, ülküyü paylaştığımız merhum Merhum Zeki Karahan Ağabeyimiz için KOCAV tarafından düzenlenen “Dostları Zeki Karahan’ı Anlatıyor” anma programında hayatına dokunduğu dostları, onun güzel ahlakını, örneklik teşkil eden hallerini, iyiliklerini çok güzel anlattı.

“KOCAV’ın anma programları ve yayınları ile iyiliklerin yâd edilmesi; iyilik sahipleri, bizler ve özellikle bizden sonraki nesiller için güzel örnekler olarak hayra vesile olmaktadır. Güzel insanlar bir bir gidiyorlar. Özellikle gençler için böyle örnek alınacak rol model insanlara o kadar çok ihtiyacımız var ki. Güzel insanların hayattayken sahip oldukları servet, mevki ve çocukları değil sadece onların güzellikleri hatırda kalıyor.”

Yunus Emre sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) ‘Kabir ziyareti bizlere ahireti hatırlatır..’ ve ‘Ölümü sık sık hatırlayın.’ hadis-i şeriflerini şerh edercesine ‘sin’ diye ifade ettiği mezarları ziyaret etmeye ve ibret almaya bizleri davet eder.

“Sana ibret gerek ise

Gel göresin bu sinleri

Ger taş isen eriyesin

Bakıp görecek bunları”

Nitekim ecdadımız da kabristanları şehir ortalarında ve cami önlerinde yapmışlardır ki oradan gelip geçen herkes kendi istikbalini seyretsin de fani günlerini gafletle ziyan etmekten sakınsın.

KOCAV’da faaliyetleriyle bize toprağın altındaki göçmüşlerimizi hatırlatarak aynı vazifeyi farklı ve çok güzel bir şekilde icra ediyor. Emeği geçenlerden Allah razı olsun. Geçmişlerimizi iyilikle yâd ederek aslında onlara mahkeme-i kübra’da şahitlik ediyoruz. Bu ne güzel bir vazifedir.”

Hamdi ÖZET (Arkadaşı)

Hazırlayan: Kamile OKUDAN (İhtisas 1)