19 Temmuz 2024

Hakk’a Yürüyen Kocavlılar

KOCAV’ın hikayesi, tıpkı bir çınarınki gibi dillerdedir. Atılan tohum, yeşeren fidan ve büyüyen çınarın otuz iki yıllık hikayesi anlatıladursun; denilebilir ki o vefa-şiar çınar, bir an olsun geldiği toprağı, döktüğü yaprağı bırakıp da yalnız göğe bakmamıştır.

Bizler de bu sayıylaKOCAV Bülteni olarak, toprağın hikayesini anlatmak üzere yola çıkıyoruz. Çünkü o toprak ki berekettir, eni sonu bir olan hikayemizdir, özümüz kadar sevdiklerimizdir.

Bir tohum toprakta ne bulur? Bu çınardan büyüdükçe, ona kaç yaprak dökülür? Sonbaharın cilvesi olacak; ismi ile müsemma görünse de bu mevsim, hiç bu son gelişidir diyecek gibi bırakıp gitmez bizi.  Biliriz ki bu, bir devri daimdir.

Devri, Daim’e kalanlara selam olsun efendim. Hakk’a yürüyenlere selam…

Erol Güngör (1938-1983)­, Hasan Kılıçarslan (1961-1999), Kemal Çapraz (1964-2008), Ömer Lütfi Mete (1950- 2009), Durmuş Hocaoğlu (1948-2010), Mehmet Zeki Karahan (1954-2015), Ali Murat Daryal (1931-2017), Mehmed Niyazi Özdemir (1942-2018), Emin Işık (1936-2019), Yaşar Erdinç (1965-2019), Haluk Dursun (1957-2019)

KOCAV’da Bir Mütefekkir­­­­ Erol Güngör

Hepimizin belki ilk defa, belki de evvelinden bir aşinalıkla KOCAV çatısında tanıdığı bu isim; makale yarışmaları, dergi yazıları ve anma programları ile giderek ona daha fazla alıştığımız bir ilim adamı olarak hafızalarımızdadır. Hâlbuki zamanla kazandığımız bu alışkanlık, her gün Vakıfta hasbihaller eşliğinde içtiğimiz çaylar kadar yalın ve tabii bir haliyle hafızalarımızdaki yerini başka farkındalıklara bırakır. Bununla birlikte Vakfınkapısını aşındırmamızın bir sebebi vardır.Bu sebep o ocakta bin yıllık demlenmiş kültürün, tadının başka deminin başkabir hikayeye sahip olmasıdır. Erol Güngör’ün aydın ile halk arasında bir derece değil mahiyet farkı olduğu görüşünü buraya taşıyacak olursak, bu iki hikaye arasındaki fark da anlaşılmış olur. Erol Güngör, kültürümüzün hikayesini derleyen kişi olmasıyla KOCAV’ın Merkezinde hem ismiyle hem fikirleriyle günümüze kadar yer almıştır.

O genç yaşına kadar edindiği ilmi birikimiyle, yarının gençlerine örnek bir şahsiyet olduğu kadar, içinde yetiştiği zamanın şartlarıyla da Türkiye’ye,her dem ümit var olunması gerektiği gibi, miras niteliğinde bir kanaat bırakmıştır.

Azimli ve Edip Bir Genç

Erol Güngör, 1938 yılında doğduğu Kırşehir’de ilmiyeye mensup dedesinin gözetiminde yetişmiş rika seviyesinde Osmanlı Türkçesini ondan tahsil etmiştir.İlk ve orta öğrenimini memleketinde tamamlarken Lise yıllarında özel Arapça dersleri almıştır.Daha o yıllarda Türk-İslam kültürünün ana eserlerini okumaya başlamıştır. Erol Güngör, zeki ve çalışkan kişiliğini Kırşehir’deki aile eşrafından edindiği görgüsü ile mükemmelleştirmiş, bu sayede yeni bir başlangıç yapacağı İstanbul’da karşılaştığı çevrelerce de dikkat çekmiştir.

Üniversiteye geçtiğinde,tercih ettiği İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden, Fethi Gemuhluoğlu’nun vesilesiyle tanıştığı Mümtaz Turhan’ın talebesi olmak maksadıyla Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne geçiş yapmıştır.Öğrencisi olduğu üniversitede aynı zamanda memur olarak da vazifesini yerine getirirken Fransızcanın yanındaİngilizceyide öğrenmiştir.

Yaşının üstünde bir kemalata sahip ve tavırları daima ciddi ve ölçülü olan bu edip genç,İstanbul’daki ilim erbabıyla tanışmış, pek çok ismin sohbetlerinde bulunmuştur.Küllük, Marmara Kıraathanesi, Yahya Efendi Dergâhı gibi çeşitli muhitlerde edindiği çevresi, daha sonra rektörlüğe başladığında Selçuk Üniversitesi’ne onunla birliktegeçecek ve buraya en parlak zamanlarını yaşatacaktır.

Üniversiteyi bitirip de asistanlık yapacağı dönemde, kendisi ile tanıştırıldığı akademisyenlerce tarihçi veya edebiyat hocası sanılacak kadar Türk kültürüne bütünüyle vakıf Erol Güngör’ün tefekkür hayatı, İstanbul’da çok daha sağlam bir zemin bulmuş ve ilmi bilgisinin ötesine geçebilmek için gereken bütün şartlar böylece sağlanmıştır.

Türk Milletinin Münevveri

Erol Güngör mezuniyetinin ardından,1961 yılında Tecrübi Psikoloji Bölümünde, ileride ‘İşte benim hakiki eserim’ diyerek kendisini öveceği hocası Prof. Dr. Mümtaz Turhan’ın asistanlığını yapmıştır. 1965’te doktorasını ‘Kelami Yapılarda Estetik Yapı Organizasyonu’ çalışmasıyla tamamlayan Güngör, sonraki yıl Batı’yı, Batılı düşünürlerin yazdıklarını okumaktan daha büyük bir imkan dahilinde tanıma fırsatı bulacaktır. Amerika’ya, Colorada Üniveversitesi’ne gider. Burada kaldığı süre zarfında çalışmalarda bulunmuş, iki yılın sonunda ise Güngör’ü ‘Çağımızın altın beyinli adamı’ diye tarif edecek Amerikalı bilim adamı Kenneth Boulding’in kitabını tercüme etmiştir. 1970 yılında Türkiye’ye döndüğünde ‘Şahıslararası İhtilafların Çözümünde Lisanın Rolü’ adlı teziyle doçent, 1978 yılında ‘Değerler Psikolojisi Üzerinde Araştırmalar’ teziyle profesör olur.

Erol Güngör, henüz disiplinler arası bilim anlayışının olmadığı bir dönemde bir taraftan kendi alanındasosyal psikoloji çalışmaları yürütürken diğer taraftan milletinin problemlerini görmezden gelmemiş ve bu problemleri yazmış olduğu tezlere paralel bir şekilde,agâh olduğu bütün bir ilmini seferber ederek çözmeye çalışmıştır. Onun Türk milletine kazandırdığı en değerli şey belki de, izah etmiş olduğu çözümlerden evvel, Tanzimat’tan bu yanaTürk milletinin Batı Medeniyeti karşısında yaşamış olduğusıkıntıların nedenini tam olarak tespit edebilmesidir. Bu tespit meselenin esasında bir kültür meselesi olduğu, eskilerle kültür bağımızın kopmuş olduğudur. Milletleri millet yapan, onu bir arada tutan unsurun başta kültür olduğunu ifade etmekle Güngör, milliyetçilik anlayışını kültürümüze, kültürümüzü ise İslam dinine ve beraberindeki ahlak nizamına yaslamıştır.

İkindi Vakti Güneşi

Erol Güngör’ün tarihimizdeki son büyük sosyolog olduğu konusundamutabık olanlar, onun kırk beş yıllık ömrüne nice eserleri sığdırmış olmasıyla,Kemalpaşazade’nin beyitindekiikindi güneşine benzediği konusunda da hemfikir olurlar.O ikindi vakti güneşi gibi ömrünün kısalığına rağmen gölgesini tefekkür dünyamıza uzunca aksettirebilmiştir. Güngör, kelimenin tam manasıyla Türkaydınıdır.

O, 1982 yılında atandığı Selçuk Üniversitesi rektörlüğünde ömrünün vefa ettiği on ay boyunca, Konya halkına kendini sevdirmiş, cumhuriyet tarihinde ilk defa üniversite ile halkın birleşebileceğini göstermiştir. Erol Güngör, 24 Nisan 1983’te Hakk’a yürürken ardında pek çok eser bırakmıştır.

Eserleri

Türkiye’de Misyoner Faaliyetleri (E. Kırşehirlioğlu takma adıyla, İstanbul 1963), Türk Kültürü ve Milliyetçilik (İstanbul 1975), Kültür Değişmesi ve Milliyetçilik (Ankara 1980), İslâmın Bugünkü Meseleleri (İstanbul 1981), İslâm Tasavvufunun Meseleleri (İstanbul 1982), Dünden Bugünden Tarih-Kültür-Milliyetçilik (Ankara 1982), Tarihte Türkler (İstanbul 1988), Sosyal Meseleler ve Aydınlar (haz. R. Güler – E. Kılınç, İstanbul 1995), Değerler Psikolojisi (Amsterdam 1993), Ahlâk Psikolojisi ve Sosyal Ahlâk (İstanbul 1995).

Görüşler

“Erol Güngör, tam bir Anadolu çocuğudur. Orta halli bir aile mensuptur. Kırşehir Lisesi’nden mezun olmuş ve İstanbul Üniversitesi’nde okumuştur. Eğitimini devlet okullarında tamamlamıştır. Yabancı dille eğitim yapan özel okullardan gelmemiş, hazırlık sınıflarında okumamıştır. Çok iyi bildiği üç-dört lisanı şahsi gayretleriyle öğrenmiştir. Kariyerinde dünya çapında övünebileceği bir makama yükselmiştir. Ve bütün bunları Türkiye’nin imkanlarının çok daha kısıtlı olduğu bir vasatta başarmıştır. Bu ülkenin, bu vatanın, bu irfanın tamamıyla yerli, tamamıyla milli ve mükemmel bir imâlatıdır.Erol Güngör, edip bir alim ve münevverdir. Edip olmak için lisan ve üslup gereklidir. Alim olmak için usûl ve ilim. Münevver olmak ise irfanı ve imanı gerektirir.”

Prof. Dr. Tayfun AMMAN (Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi)

“Rahmetli Hocamız Erol Güngör, Kültür Ocağı’nın inandığı ve örnek aldığı kişilerin başında gelmektedir. Merhum Hocamız Erol Güngör’in önemi, ilme, ilim zihniyetine ve münevvere bakışı ve verdiği önemden gelmektedir. Ne demek istediğimi Hocanın aşağıdaki satırları çok net ortaya koymaktadır;‘Vicdan hürriyeti sadece bir demokratik rejim gereği değildir, çok sağlam bir ilmi dayanağı vardır. Bir başka deyişle, nerede ilim zihniyeti varsa orada vicdan hürriyeti vardır. Çünkü ilmi düşünce hakikate yaklaşmanın bir yoludur ve bu yol ne tek doğru yoldur, ne de kesin hakikatin anahtarıdır. Hiç kimsenin ve hiçbir metot ve teorinin hakikati tek başına temsil edemeyeceğini daha işin başında kabul etmek zarureti vardır. Şu halde hiç kimsenin kendi düşüncesinden başkasına hak tanımamaya kalkışması doğru olmaz…Aydınların pek çok şey karşısında menfi ve muhalif görünmelerinin esas sebebi işte budur. En cazip ve makul görünen şeyleri bile kabul etmezler, her şeyin ilk anda göze görünmeyen mahzurlarını araştırırlar. Frenklerin ‘esprit critique’ dedikleri bu ihtiyatlı ve tenkitçi tavrı kaybeden bir aydın artık ruhları karartmaktan başka bir işe yaramaz…’ Vakfımız, kurulduğu günden bu zamana kadar her ölüm yıldönümünde hocamızı ve görüşlerini kamuoyunun gündemine getirmeye gayret etmiştir. Bundan sonra da görüş ve fikirlerinin yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması için var gücüyle çalışmaya ve mücadele etmeye devam edecektir. Mekanı cennet olsun.”

Av. Dr. Ali ÜREY (KOCAV Başkanı)

“Erol Güngör, büyük değişimlerin yaşandığı 1980’lerin ilk yıllarında, hem dünyada hem de ülkemizde çok önemli bazı gelişmelerin olduğunu göremeden dünya hayatına veda etti ve belki kurulmakta olan yeni dünyayı göremedi ancak geride kalan bizlere nasıl bir dünyada ve nasıl bir ülkede yaşadığımıza dair üzerinde düşünmemiz gereken hususları işaret etti. Bugün ‘uyku ile uyanıklık arasındaki’ İslâm dünyasının meselelerini, küreselleşme ve millî kültür bahsini, ulus-devletin geleceği ve etnisite problemlerinin sonuçlarını, kültür değişmeleri karşısında ahlâk nizamının dönüşümü meselesini ve bunun gibi ülkemiz için birçok anahtar problemi bilim ve düşünce dünyasının dikkatlerine sundu. ‘Fikir daima açıklık, serbestlik ve genişlik ister’ diyerek özgür düşüncenin önemini vurguladı. Bu anlayış istikametinde sadece bir kesimin, bir ideolojinin, bir siyasetin bayraktarı olarak değil Türkiye’nin meselelerinin mütefekkiri olarak yaşadı ve fikir üretti. Ruhu şâd olsun! “

Dr. Öğr. Üyesi Adem BÖLÜKBAŞI (Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi)

“Erol Güngör’ün kıymetini aslında birbirinden ayrılamayacak iki şey belirlemektedir. Birincisi ne söylediği, ikincisi nasıl söylediği. Evvela Güngör yöntem sahibi bir entelektüeldir. Doçentlik ve profesörlük tezi olarak kaleme aldığı pür akademik metinlerinde de, güncel politikaya dair kaleme aldığı gazete yazılarında da o yöntemi görürsünüz. Ayrıca her iki tür metinde de kolay anlaşılır bir dil kullanır. Öte yandan, belki de asıl eserlerini yazamadan aramızdan ayrılmış bir sosyal bilimci olsa da bu ülkenin yaşadığı tecrübelere ve karşılaştığı meselelere dair bugün bile güncelliğini koruyan tespitleri vardır. Bu anlamda Güngör’ü okumak, bilhassa okuduklarını göz önüne alarak okumak bugünün entelektüelleri için önemli bir uğraktır. Ancak bugünün entelektüellerine düşen asıl görev, Güngör’ün yazamadıklarını yazmak olacaktır ki bunun için onun okumadıklarını da göz önüne alan eleştirel bir okumasını yapmak gerekmektedir.”

Arş. Gör. Fatih KARAKAYA (İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi)

“Tasviri ve anlaşılışı oldukça kapsamlı olması gereken, bulunduğu çağı tanıyan, değerlerine bağlı, toplumla iç içe ve mücadeleci bir mütefekkirdir Erol Güngör. Yaşadığı dönemin çalkantılı havasına rağmen kitaplara ve kaleme sarılmayı bırakmamış bir insan olarak, ailesinden gelen değerlerine uygun ve çağı tanıyan bir insan olarak din konusunda dini çağa uydurmayı değil, bulunulan çağda dine uygun yaşamayı başarmıştır. Farklı dillere hakimiyetiyle geniş bir bakış açısı sunmuş, bir aydın olmaktan çok aydınların birinci kaynağı olmuştur. Toplumsal sorunlar ve küresel analizleri doğrultusunda yazdıklarıyla, düşündükleriyle geleceğe ışık tutmuştur. Her alandan, her kesimden ve her yaştan insana dokunmayı bilen bir sosyal bilimler dehasıdır Erol Güngör. Allah rahmet eylesin, değerinin bilineceği, hep hatırda kalacağı yarınlar temennisiyle.”

Burhan Kerem ÖZDEMİR (İhtisas 2)

Hazırlayan: Hilal Nur Sayman (İhtisas 2)